Beklenen Peygamberin Gelişini Müjdeleyen Yahudi

Hz. Muhammed s.a.v Eefendimizle Alakalı Tüm Bilgilerin Paylaşıldığı Bölümümüz

Mesajgönderen Şatibi » Çrş Ağu 04, 2010 11:06 am


Önceki sayfalarda kısaca anlattığımız gibi, Yahudiler, Pey­gamber efendimizin gelişinden önce müşriklere ve putperestlere karşı gelecek bir peygamberle övünüyor ve bu peygamberin geli­şiyle de, onlara karşı üstün olacaklarını söylüyorlardı. Burada bu hususu etraflı bir şekilde açıklamamız gerekiyor. Araştırıcıların, o çağda Peygamber efendimizin Allah tarafından elçi olarak gön­derileceği konusunda yeterli açıklamalar bulunduğunu öğrenme­leri gerekir. O zamandaki insanlar, Allah tarafından hüccet ve ayetlerle desteklenmiş bir peygamberin geleceğini biliyorlardı. Sadece Evs ve Hazrec kabileleri değil, bunun yanı sıra Yahudiler de Peygamber efendimizin geleceğini biliyorlardı. Hatta Evs ve Hazrec kabilelerinin cahiliyet döneminde birbirleriyle savaşma­larından Önce de insanlar, Peygamber efendimizin geleceğine da­ir haberleri almışlardı. Tarihi olarak sabit olduğuna göre, Yemen hükümdarlarından Tübba1 Eba Küreyb, Medine'ye saldırıya gel­miş ve adamlarından birinin öldürülmesi üzerine büyük bir öfke­ye kapılarak Medineliler'le savaşmıştı. Tübba', Medineliler'le savaşırken, Kurayza oğulları Yahudilerinden iki alim, Tübba'nın yanına gelmişlerdi. Bunlar, yahudilik bilgilerine vakıf alimlerdi. Tübba'ya şöyle demişlerdi:

"Ey hükümdar! Medineliler'le savaşmayı bırak. Eğer onlarla savaşmakta ısrar edersen başına bir felaket gelmesinden korka­rız." Tübba1 onlara: "Ne diye başıma felaket gelecekmiş? " diye so­runca, onlar şu cevabı vermişlerdi: "Bu şehir, Kureyşliler arasın­dan çıkacak ve buraya hicret edecek olan bir peygamberin diyarı ve yurdu olacaktır. "[1]

Yahudiler'in, Peygamber efendimizin geleceğine ilişkin ver­dikleri haberler Medine'de yayılmış, halk arasında dilden dile in­tikal etmişti. Bu haberler, Ensar'm, Peygamber efendimizin da­vetine hemen icabet etmelerine sebep olmuştu. Çünkü Ensar, ya-hudilerin naklettikleri haberlere dayanarak kitap hakkında bilgi sahibi olmuşlardı. Katade, kendi kavminden bazı kimselerin, Peygamber efendimizin davetine hemen icabet edişlerinin ve ona yardıma koşmalarının sebebini anlatarak şöyle demiştir:

"Bizi islamiyet'e kavuşturan sebeplerin en başında tabii ki Al­lah'ın rahmet ve hidayeti gelir. Ancak bizler, Yahudiler'den müş­riktik ve putperestlik zamanında bazı haberler işitirdik. Bu ha­berlerin kaynakları bizim yanımızda değil, onların yanında bu­lunuyordu. Aramızda çok kavgalar ve savaşlar olmuştu. Hoşları­na gitmeyen bazı zaferleri elde ettiğimiz zaman bize şöyle meydan okurlardı: "Yakında bir peygamber gelecek, onunla birlikte size karşı savaşıp Ad ve Iran halkı gibi sizi helak edeceğiz! Onlardan buna benzer çok sözler işitmiştik. Cenab-ı Allah Peygamber efen­dimizi risaletle görevlendirdiğinde ve o bizi Allah'ın dinine davet ettiğinde hemen onun çağrısına icabet ettik. Yahudilerin bize meydan okumalarından öğrendiğimiz için, Uz. Muhammed'in gerçek peygamber olduğunu anlamış ve çağrısına hemen koşmuş­tuk. Ama buna karşılık Yahudiler, onu inkar etmişlerdi. " [2]

Yahudiler Peygamber efendimizin geleceği konusunda haber­ler vermekle yetinmiyor, bunun yanı sıra ahiret gününe, cennete ve cehenneme dair haberler de naklediyorlardı. Öyle anlaşılıyor ki onlar, ölüm sonrası dirilişi inkar eden kimselerden değillerdi.

Aralarında ahiretin varlığım tasdik edenler bulunduğu gibi, ahi-ret hayatını inkar edenler de vardı. Ensar'dan bazı kimseler bu haberleri nakletmişlerdir ki, onlardan biri de Seleme bin Se-lam'dır. Seleme şöyle der:

"Abdüleşhel oğulları kabilesine mensup Yahudi bir komşumuz vardı. Bize gelerek Abdüleşhel oğullarının yanında durup kıya­meti, Ölüm sonrası dirilişi, hesabı, mizanı, cenneti, cehennemi an­lattı. Onu dinleyenler kendisine kızarak şöyle dediler: "Yazıklar osun sana! Bu anlattıklarının gerçek olacağına inanıyar musun? Ölümlerinden sonra insanlar dirilip cennete ya da cehenneme gi­decekler Öyle mi? Sonra da orada amellerine göre ceza, yahut mü­kafat mı verilecek?" Seleme, onların bu sorularına yemin ederek: "Evet inanıyorum" diye cevap vermişti. Onlar da: "Yazıklar olsun sana! Bu görüşlerini doğrulayacak bir delilin var mı?" diye sorun­ca o, eliyle Mekke'ye ve Yemene işaret ederek: "Şu ülkelerden bir peygamber gelecektir. Benim delilim işte odur" diye cevap verdi. Onlar da, biz onu ne zaman göreceğiz? diye sordular. O, araların­daki en genç kimse ben olduğum için bana baktı ve şöyle dedi: "Eğer bu genç ömrünün sonuna gelirse, o peygamberi görecektir? "

Seleme, sözünü şöyle sürdürüyor: "Allah'a andolsun ki, uzun zamanlar geçti. Nihayet Cenab-ı Allah, Muhammed'i elçi olarak gönderdi. O, aramızda dolaşıyordu. Biz de ona iman ettik. Diğer-leriyse taşkınlıklarından ve çekememezliklerinden ötürü onu in­kar ettiler. "

Yahudilerin bir kısmı Peygamber efendimizin niteliklerini bili­yorlardı. Bu nitelikler arasında yumuşak huyluluğunun, cehale­tini geride bırakması ve asla ahmaklık etmemesi de vardı.

Sahabilerden Abdullah bin Selam'ın şöyle dediği rivayet edilir: Cenab-ı Allah, Zeyd bin Sümeyye'nin hidayetini istediği zaman, Zeyd şöyle demişti: "Peygamberliğe dair alametlerin hepsini, ken­disini seyrettiğim zaman Muhammed'in yüzünde müşahede et­tim. Yalnız iki alamet kaldı ki onları henüz göremedim. Bunlar­dan biri, onun yumuşak huyluluğunun, cehaletini geride bırak­mış olmasıdır. Diğeri de kendisine karşı ne kadar cahilce davra-nılırsa, o mutlaka yumuşak kuytulukla karşılıkta bulunur. İşte ben bu iki peygamberlik alametini de görmek istedim Muham-med (sav)'in yanına girmek, onunla tanışarak ne kadar yumuşak huylu olduğunu, cahil olup olmadığını anlamak istedim. Ben ona, ürün karşılığında bir miktar para vermiştim. Alacağım ürü­nün zamanı gelince yanına gittim. O, ashabıyla birlikte bir cena­zede bulunuyordu. Yakasını tutarak yüzüne sertçe baktım ve de­dim ki: "Ey Muhammed, hakkımı ödemeyecek misin?! Allah'a an-dolsun ki ben, siz Abdülmuttalib oğullarının borç ödemekte ağır davrandığınızı biliyorum!" Ben böyle deyince Ömer öfkeyle bana baktı. Gözleri yuvalarından fırlamış, adeta fırıldak gibi dönüyor­du. Sonra bana şöyle dedi: "Ey Allah'ın düşmanı! Kulağımla duy duğum şu sözleri Resulüllah (sav)'a mı söylüyorsun1? Gözümle gördüğüm bu ters hareketleri ona karşı mı yapıyorsun? Onu hak ile gönderen Allah 'a yemin olsun ki, eğer onun kınamasından çe-kinmesem, mutlaka kılıcımla senin şu kafanı vururum!" Bana böyle söyleyen Ömer'e Resulüllah (sav) sükunetle bakıyor ve tebes­süm ediyordu. Sonra şöyle dedi: "Ey Ömer! Ben ve Seleme daha başka bir şekilde anlaşabiliriz. Senin böyle yapmana gerek yok­tur. O benden, borcunu güzelce Ödememi isteyebilirdi. Ey Ömer Zeyd'i alıp götür ve hakkını öde. Ayrıca fazladan yirmi ölçek hur­ma ver."

Peygamber efendimizin bu konuşması üzerine Zeyd bin Sü-meyye müslüman olmuştu. "

Tarihen sabit olan bu rivayet, Peygamber efendimizin risaletle görevlendirildiği yüzyılın, onun çevresinde dönen bir yüzyıl oldu­ğunu gösteriyor. Bu sözlerimizin iki kaynağı vardın

1- Peygamber efendimiz, İbrahim peygamberin dinini ihya et­meye çabalıyordu. Mekke halkından bazıları, İbrahim peygam­berin Hanif dininin ihya edilmesinin zaruretine inanıyorlardı. Çünkü o din, sapıklıklardan uzak olan ve hoşgörüyü öngören bir dindi. Onlar, Cenab-ı Allah'ın İbrahim neslini helake sürükleme-yeceğini, onları hidayetsiz ve mürşitsiz bırakmayacağını, kendi fıtratlarının gereği olarak biliyorlardı. Hatta ibrahim peygambe­rin neslinden bazı kimseler, kendi kavimlerine başkaldırnıışlar, bir kısmı da, kendileri için hıristiyanlığı görerek bu dine geçmiş­lerdi. Bir kısmı ise sağlam bir inanç bulmak maksadıyla çeşitli ül­keleri dolaşmışlardı. Putperestlikten uzak diyarlara gitmişlerdi. Hakikati bulmak yolunda şehitlik şerbetini içmişlerdi. Peygam­ber efendimiz, bi'setten sonra, Cenab-ı Allah'ın, kendisini tek biV ümmete göndereceğini ifade etmiş ve Allah da kendisinden razı olmuştu.

2- Geçmişte dinlerin kitapları, rahiplerin ve yahudi alimleri­nin sözleri, yahudilerle hıristiyan bilginlerinden nakledilen ha­berler, Peygamber efendimizin geleceğini bildiriyordu. Rahip Ba-hira, Muhammed (sav) genç bir delikanlı iken, onunla görüşmüş ve ondaki vasıfların Peygamber vasfı olduğunu ifade etmişti. Ra­hip Nastora da genç yaşındaki Muhammed (sav)'le görüşmüş, onun peygamber efendimizle buluştuğu konusundaki haberler araplar arasında yayılmıştı. Ayrıca Necran hıristiyanîarıyla di­ğerleri, bir peygamberin gelmek üzere olduğunu ve onun gelmesi­ni beklediklerini anlatıyorlardı. Çünkü o peygamberin vasıfları, kendi kitaplarında anlatılıyordu. Kitaplarında en çok adı anılan şahıs, Muhammed (sav)'di. Onlar hakikati ilan etmek, ya da hida­yeti aramak maksadıyla değil, kendi düşmanlarına karşı öfkeleri­ni dindirmek ve kin ateşlerini söndürmek, ya da düşmanlıklarını devam ettirmek maksadıyla kılıçları, onların vücutları üzerinde sakırdarken onlar, Peygamber efendimizin geleceğim söylüyor ve düşmanlarına da:"O gelince, onunla birlikte size karşı savaşacak, Ad ve İrem halkı gibi sizi helak edeceğiz!" diyorlardı.

Böylece Peygamber (sav) efendimizin geleceğine dair haberler yayılmış, düşünürler de onun gelmesini beklemeye başlamışlar­dı. Zaman gerçekten de yaklaşmıştı. O, kendinden önceki dinlerin tahrif edilmemiş kitaplarım doğrulayıcı ve alemlere rahmet olan bir peygamber olarak geldi. İnsanları hak yola iletiyor ve hakkı destekliyordu. Cenab-ı Allah da onu apaçık delillerle güçlendir­mişti.



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Ibn Kesir, el-Bidaye Ve'n-Nihaye, c. 2, s. 164.

[2] Ibn Hişam, Siret, c. 1, s. 211.
Şatibi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
 
Mesajlar: 2550
Kayıt: Pzt Şub 15, 2010 6:41 pm

Dön Hz. Muhammed s.a.v Efendimizin Hayatı

 


  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir