KARI-KOCA HAKKI

Dinimiz İslam Kuralları İçerisinde Evliliğe İlk Adımlar ve Evlilik Hayatının İslami Deliller Işığında Paylaşıldığı Bölüm

Mesajgönderen Şatibi » Cmt Oca 28, 2012 10:50 am


Eşler Arasında Karşılıklı Haklar



ŞÜPHESİZ Kİ gözetme hakkı, bütün cüz'i haklan içerir. Bu haklar üze­rinde yoğunlaştığımız zaman, şefkatli gözetme ile ilgili pratik uygula­malar görürüz. Sonra, cüz'i haklar birbiriyle iç içe ve birbirini tamamlayıcı olup bunların iki ya da daha fazlasını bir başlık altında toplamak mümkün­dür. Bu hakları, bölüm ve ayrıntılara girerek bu şekilde sunmaya yönelme­miz sözkonusu hakları daha fazla ölçüde açıklamaya önem vermemizden kaynaklanmaktadır. Bu açıklamalardan sonra mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların kendi nefislerini gözden geçirmelerini, Allah'ın kelamını ve Ra-sulü'nün sünnetini düşünmelerini, sonra da birbirlerine karşı olan bu haklan Allah'a itaat ederek, ona yakınlaşarak ve özellikle uzun zaman gafil kalınıp heder edildikten sonra yerine getirmelerini temenni ediyoruz. Bu hakların en önemlileri şunlardır:

Birinci hak: İyi muamele,

İkinci hak: Şefkat,

Üçüncü hak: Çocuk yapma,

Dördüncü hak: Güven ve hüsnüzan,

Beşinci hak: Genel ve özel durumlarda ve görevlerde yardımlaşma,

Altıncı hak: Süslenme,

Yedinci hak: Cinsel faydalanma,

Sekizinci hak: Rahatlama,

Dokuzuncu hak: Kıskanma,

Onuncu hak: iyilikle ayrılma. [306]



Sevgi Bir Haktır



Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Onun âyetlerinden biri de, size nefislerinizden, kendileriyle sükûn bulacağınız eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koymasıdır..." (Rum sûresi, 21).

Eşler arasındaki cüz'i haklar araştırmasına girmeden önce, eşler arasın­da hakim olmasını arzu ettiğimiz, önemli bir duyguyu açıklamak istiyoruz. Zira bu duygu, sözkonusu haklan en iyi şekilde yerine getirmeyi sağlar. İşte bu duygu Allah'ın kullarından dilediğinin kalbine attığı sevgidir.

Bizim burada kasdettiğimiz sevgi gelip geçici olan bir anlık bir duygu değildir. Aksine uzun ömürlü, köklü ve kalıcıdır. Bu, Allah'ın bir lütfü ve nimetidir.

Nitekim Rasulullah (s.a.v.) Hz. Hatice hakkında şöyle buyurmuşlardır: "Şüphesiz ki ben onun sevgisiyle rızıklandım."[307]

Evlilik duygusallıktan uzak olarak başlayabilir. Ancak eşler arasındaki güzel muamele, ahlâk, vefa ve ihsan neticesinde sevgi duygulan çabukça gelişir. Bu durumda eşler huzurlu ve mutlu yaşarlar.

Rasulullah (s.a.v.)'in Hz. Hatice'ye olan sevgisiyle ilgili örnekler:

Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah'in hanımlarından hiçbirini Hati­ce'yi kıskandığım kadar kıskanmadım. Çünkü Rasulullah onu çok anıyordu. (Başka bir rivayette[308]: "Rasulullah'in onu çok anması ve övmesinden dola­yı"). Bazen bir koyun keser, onun bir parçasını Hatice'nin arkadaşlarına gönderirdi'. Bazen ben: 'Sanki dünyada Hatice'den başka kadın yok" derdim. Rasulullah: 'O bir tanedir, bir tane, benim ondan çocuğum var" buyurdu."[309]

Hz. Aişe (r.a.)'dan: "Hatice'nin kız kardeşi Hale binti Huveylid, Rasu-lullah'ın yanına girmek için izin istedi. Rasulullah, Hz. Hatice'nin izin iste­mesini hatırladı ve durumu değişti. 'Allah'ım, izin isteyeni Hale kıl' diye dua etti. Aişe der ki: 'Artık kıskandım da (Hatice'yi kastederek) 'Ey Allah'ın Ra-sulü, yaşlandığında, ağzında diş etlerinden başka birşey görünmeyen Ku-reyş kadınlarından olan bir kadmm nesini anıyorsun?. Allah sana ondan da­ha hayırlısını vermiştir." (Ahmed'in rivayetinde ise:[310] "Rasulullah: 'Allah ondan daha hayırlısını bana vermemiştir' buyurdu.)"[311]

Hz. Aişe'den rivayetle: "Yaşlı bir kadm Rasulullah'a geldi. Rasulullah da benim yanımdaydı. Rasulullah ona: 'Sen kimsin?'dedi. Kadm: 'Mezniye kabilesinden kötü bir kadınım', dedi. Rasulullah: 'Hayır, sen çok iyi bir ka­dınsın. Nasılsınız, bizden sonraki durumunuz nasıl?' Kadın: 'Çok iyiyiz. Annem babam sana feda olsun ya Rasulullah'. Kadın dışarı çıkınca Hz. Aişe: 'Ey AHahın Rasulu, bu kadını böyle mi karşılıyorsun?' dedi. Rasulullah: 'O kadın Hatice'nin zamanında bize geliyordu. İmana bağlılığı güzel olan biri­dir' buyurdu."

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Rüyamda seni gördüm. Bir me­lek ipeğe sarılı halde seni bana getirerek: 'Bu senin kadınındır', dedi. Yüzün­deki elbiseyi açınca, bir de baktım ki sensin. Bunun üzerine dedim ki[312]: Eğer bu Allah katından ise, devam ettirsin."[313]

Enes b. Malik'ten rivayetle: "Rasulullah'ın Farisi bir komşusu vardı, güzel et yemeği yapardı. Rasulullah (s.a.v.) için yemek hazırladı, sonra davet etmeye geldi. Rasulullah (Aişe'yi göstererek): 'Şunun için?' diye sor­du. Adam: 'Hayır' deyince Rasulullah: 'Hayır, (davetinizi kabul etmiyo­rum)1 dedi. Adam dönüp davetini tekrarladı. Rasulullah: 'Ya şu?' diye (yine Aişe (r.a.)'ı gösterdi.) Adam: 'Hayır', dedi. Rasulullah da: 'Hayır' diye cevap verdi. Sonra adam tekrar davet etmeye geldi. Rasulullah: 'Ya şu ?' diye ısrar etti. Adam üçüncü sefer: 'Evet (o da davetli)' dedi. Bunun üzerine kalktılar, adamın evine gittiler."[314][315]

Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) bana: 'Ey Aişe benden memnun olduğun zamanı ve bana karşı gazaplı olduğun zamanı iyi bilirim', buyurdu. Ben: 'Ya Rasulullah bunu nasıl anlarsın?' diye sordum. Rasulullah: 'Benden razı olduğun zaman Muhammed'in Rabbi hakkı için öyle değildir' dersin. Bana kızgın olduğun zaman da: 'İbrahim'in Rabbi hakkı için öyle de­ğildir dersin', buyurdu."[316]

Kasım b. Muhammed'den: "Hz. Aişe bir gün vay başım, (ölüyorum) de­mişti. Rasulullah (s.a.v.): "Eğer sen ölür de ben hayatta kalırsam, senin için istiğfar eder ve dua ederim', buyurdu. Bunun üzerine Hz. Aişe: "Vah başıma

gelen musibete! Vallahi öyle sanıyorum ki, sen benim ölümümü istiyorsun. Eğer ben ölürsem sen o son günün gecesinde kadınların birisiyle gerdeğe girip yaşayacaksın', dedi. (Ahmed'in rivayetinde ise:[317]Rasulullah (s.a.v.) tebessüm etti). Hz. Aişe'nin bu sözü üzerine Rasulullah (s.a.v.): (endişelen­me) Belki ben vay başım! demeliyim. (Çünkü senden önce öleceğim) buyur-du."[318]

Hafız İbn Hacer diyorki: "Hadiste kadınların tabiatlarından olan kıs­kançlık ve erkeklerin aileleriyle eğlenmeleri ifade ediliyor."'[319]

Urve (r.a.)'dan: "Müslümanlar Rasulullah'ın Hz. Aişe'ye olan sevgisini biliyorlardı. Onlardan biri Rasulullah'a hediye vermek istediği zaman Rasu­lullah'ın Hz. Aişe'nin evinde olduğu güne kadar erteliyordu. Rasulullah, Hz. Aişe'nini evindeyken hediye sahibi hediyesini gönderiyordu. (Bir rivayette ise:[320] İnsanlar, yapacakları hediyeleriyle Rasulullah'ın rızasını arzulaya­rak Hz. Aişe'nin gününü tercih ediyorlardı.)"[321]

Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) ölüm hastalığında: 'Yarın ben nere­deyim? Yarın ben neredeyim?' diyordu. Bununla Aişe'nin gününü istiyordu. (Başka bir rivayette[322]: 'Aişe'nin gününde ağırlaştı). Kadınları ona istediği gibi izin verdi. Ve o ölünceye kadar Aişe'nin yanında kaldı."[323]Rasulullah (s.a.v.)'in Hz. Aişe'ye olan sevgisi üzerine bir yorum:

Bazıları Hz. Aişe'nin bu büyük sevgiye layık olmasının sırrını sorabilir­ler. Şu bir gerçek ki, Hz. Hatice'nin büyük bir kişiliğe sahip olduğu gibi, Hz. Aişe de değerli bir kişiliğe sahipti. Bu sadece güzel bir genç kız olmasından değil, aksine, küçüklüğü ve güzelliğiyle birlikte olgun bir akıl ve büyük bir kalbe sahib olmasından dolayı idi. O, çocukluğundan beri sahabelerin evlerinin en iyisi ve en eskisi olan Ebu Bekir (r.a.)'in evinde yetişti. Allah onu Rasulü'ne zevce olarak seçti ve Rasulü'ne onu iki kez uykusunda ipeğe sarılı halde gösterdi. Bunun yanı sıra, daha önce Hz. Aişe'nin kişiliği ile ilgili araştırmada onun çeşitli meziyetlerini aktarmıştık. (Bkz. Birinci cild). Önemli meziyetlerinden bazıları:

İlim talebine önem vermesi... Onun ilmi konusunda birçok örnek var­dır. Evinde ilim meclisleri oluşturması... Sahabeleri ve hatta onların büyük­lerini görmesi... Üstün olma arzusu... Hicabtan önce ve sonra cihada katılma isteği... Hac ile beraber Umre yapma isteği... Ailesini iyilikle anması. Gerek zorlu günlerinde gerekse ifk hadisesinde ileri gidenler hakkında ... Takvası ve yoksula karşı cömert oluşu... Soğukkanlı oluşu... Kendi aleyhine de olsa doğru rivayette bulunması; büyük sıkıntısından Allahu Teala'nm onu temi­ze çıkarması ve Allahu Teala'nm ona ikramda bulunması.

Adamın karısına olan sevgisiyle ilgili bu örneklerle birlikte kadının da kocasına olan sevgisiyle ilgili örnekler vardır. Bunlardan bazıları:

Hz. Hatice'nin Rasulullah'a olan sevgisi:

Mü'minlerin annesi Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.)'ta va-hiyin başlangıcı rüya-yı saliha şeklinde olmuştur. Ona yalnızlık sevdirildi. Hira'daki mağarada halvete çekiliyor, orada ibadetle meşgul oluyordu. Ni­hayet Rasulullah (s.a.v.)'e bir gün Hira mağarasında bulunduğu sırada Hak geldi. Ona bir melek gelip: "Oku" dedi. O: 'Ben okuma bilmem' diye cevap verdi. Bunun üzerine Hatice binti Huveylid (r.a.)'in yanına gelerek: 'Beni ör­tün, beni örtün' buyurdu. Korkusu geçinceye kadar onu örttüler. Daha sonra Hz. Hatice'ye durumu anlattı ve: 'Kendimden korktum' buyurdu. Hatice (r.a.): 'Öyle deme; Allah'a yemin olsun ki, Allah hiç bir zaman seni utandır­maz. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, aciz olanlara yardım edersin, fakire ve­rirsin, misafiri ağırlarsın, hak yolunda halka yardım edersin'. Bundan sonra Hz. Hatice, Rasulullah (s.a.v.)'i amcasının oğlu Varaka b. Nevfel'e götürdü. Bu adam, cahiliyyede nasraniyye dinine mensup idi. İbranice yazı bilir, İn­cil'den Allah'ın dilediği kadarını yazardı. Varaka'ya: 'Amcam oğlu, dinle bak, kardeşinin oğlu ne söylüyor' dedi. Varaka: 'Ne var kardeşimin oğlu?' di­ye sorunca, Rasulullah (s.a.v.) gördüğü şeyleri anlattı. Bunun üzerine Vara­ka: 'Bu gördüğün, Allah'ın Musa'ya indirdiği Namusu Ekber'dir. Keşke senin davet günlerinde genç olsaydım. Kavmin seni çıkardığında hayatta ol­saydım' dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): 'Onlar beni çıkaracaklar mı?' diye sordu. O da: 'Evet, senin gibi yeni bir şey getirmiş yoktur ki düş­manlığa uğramasın. Şayet senin davet günlerine yetişirsem sana çok yardım ederim' cevabını verdi."[324]

Rasulullah(s.a.v.)'in şu sözü de Hz. Hatice'nin O'na olan sevgisini te'kid ediyor: "İnsanlar beni inkâr ederken o bana iman etti, insanlar beni yalanlar­ken bana arkadaşlık etti, beni malıyla destekledi" buyurdu.[325]

Hz. Aişe (r.a.)'ın Rasulullah'a olan sevgisi:

Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) bana: 'Benden razı oldu­ğun zaman 'Muhammed'in Rabbi hakkı için öyle değildir1 dersin. Bana kız­gın olduğun zaman da: 'İbrahim'in Rabbi hakkı için öyle değildir' dersin, buyurdu. Ben de: 'Evet, Ey Allah'ın Rasulü, yalnızca ismini bırakırım1 de­dim."[326]

Fethu'l-Bari'de kaydedildiğine göre: Aişe (r.a.): "Evet, Ey Allah'ın Ra­sulü yalnızca ismini bırakırım "sözü hakkında Tayyibi diyor ki: "Bu ayrıntı, gerçekten incedir. Çünkü o, aklın seçme yeteneğini gaspeden öfke halinden bahsediyor, yoksa kalbe yerleşen sevgiyi değiştirmiyor... İbn Münir de di­yor ki: Şüphesiz o, isim lafzını terkettiğini, kalbindeki Rasulullah'ın değerli zatına olan sevgi ve muhabbet bağını terketmediğini kastediyor."[327]

Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) kadınlarını seçmekle em-rolunduğu zaman, önce benden başladı ve şöyle dedi: 'Ben sana bir mesele hatırlatacağım, anne ve babandan izin alıncaya kadar acele etmemen gere­kir.1 Ben: 'Anne ve babadan hangi izin? Ben Allah'ı, Rasulü'nü ve Ahireti is­tiyorum' dedim."[328]

Urve (r.a.)'dan Aişe (r.a.) haber veriyor: "Rasulullah(s.a.v.) hastalandı­ğında, muavezeteyn sûrelerini okuyup ellerine üfleyerek vücudunu sıvaz-lardı. Vefat ettiği hastalığına tutulduğunda Rasulullah'ın muavezeteyn sûrelerini okuyup ellerine üflediği zaman, ben de ellerine üfleyip kendi eliy­le vücudunu sıvazlamaya başladım."[329]

Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Allah'ın bana ihsan ettiği nimetlerden biri de Rasulullah'ın benim odamda, benim nöbetimde, benim göğsümün üstü ile çenemin arasında olarak vefat etmesidir. Bir de Allah'ın, onun vefatı sırasın­da onun tükürüğü ile benim tükürüğümün birleşmesidir. Abdurrahman (Ebu Bekir'in oğlu) elinde bir misvakla odaya girdi. Ben Rasulullah'ı (göğsüme) dayamıştım. Onun misvaka dikkatle baktığını gördüm. Misvakı çok sevdi-ğini bildiğim için: 'Misvakı size alayım mı?' diye sordum. Başıyla: 'Evet al', diye işaret etti. Ben de misvakı yumuşatıp verince ağzında gezdirdi. Rasulul-lah'ın yanında içinde su bulunan küçük bir kab vardı. Bazen elini bu suya ba-tınp, yüzünü sıvazlıyordu ve 'Lailahe illallah! Ölümün de şiddetleri var1, diyordu. Sonra elini kaldırdı, ta ki ruhu alınıncaya kadar: 'Allah'ım beni Re-fık-i Ala'dan kıl, diye dua etti ve eli düştü. (İkinci bir rivayette[330]: Misvağı çiğnedim, silkeledim, olgunlaşınca Rasulullah'a verdim, bununla dişlerini fırçaladı, Rasulullah'ı bundan daha güzel dişlerini fırçalarken görmedim.1) (Üçüncü bir rivayette:[331] 'Allah dünyada son, anketten bir önceki gününde Rasulullah'ın tükürüğü ile benim tükürüğümü birleştirdi.)"[332]

Diğer hanımlarının Rasulullah (s.a.v.) olan sevgileri:

Diğer hanımlarına gelince, "Ey Peygamber, eşlerine söyle: "Eğer siz dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız... Eğer siz, Allah'ı, Rasulü'nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız" âyeti nazil olduğunda, hanımlarının Rasulul­lah'ı istemeleri ve Hz. Aişe'nin yaptığı gibi yapmaları, onların Rasulullah'a olan sevgilerinin delilidir.[333]

Rasulullah'ın kızı Zeyneb'in kocasına olan sevgisi:

Misvar b. Mahreme'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Ben onu Ebu As İbn Rebia ile evlendirdim. Ebu As, benimle konuştu ve sa­dık kaldı. (Başka bir rivayette: Bana söz verdi ve sözüne vefa gösterdi.")[334]

Şu gelen rivayette, Hz. Zeyneb'in kocasına olan sevgisinin ne ölçüde olduğu görülüyor:

Aişe (r.a.)'dan: "Mekke ehli esirlerinin serbest bırakılması için fidye gönderdiklerinde Hz. Hatice'den kendisine kalan kolyesini gönderdi. Rasu­lullah bunu görünce onun için çok acıdı ve şöyle dedi: İstiyorsanız onun esirini serbest bırakın ve gönderdiği kolyeyi de geri döndürün. Onlar: 'Peki', dediler. Rasulullah (s.a.v.) ondan Zeyneb'in kendisine gelmesi için serbest bırakması sözünü aldı. Rasulullah Zeyd b. Haris'i ve Ensar'dan bir adamı göndererek, Yecve denilen yerde Zeyneb'i beklemelerini ve geldiğinde ona arkadaşlık ederek getirmelerini söyledi."[335]

Fethu'l-Bari'den naklediyor: "Ebu'l As b. Rebia bisetten Önce Hz. Pey-gamber'in en büyük kızı Zeyneb'le evlendi. (Zeyneb müslüman olmayı kabul etmesine rağmen Ebul-As kabul etmedi). Ebu'l-As, Bedir savaşında müşriklerle birlikte esir düştü. Zeyneb ona serbest bırakılması için fidye gönderdi. Rasulullah (s.a.v.) Zeyneb'i kendisine göndermesi şartıyla onu serbest bıraktı, o da buna bağlı kaldı. İşte yukarıda geçen hadisteki 'Bana söz verdi ve buna bağlı kaldı' ifadesinin anlamı budur."[336]

Tabakatu'l-Kübra'dan naklediliyor:

"Ebu'l-As b. Rebia Kureyş kervanıyla beraber Şam'a çıktı. Rasulullah (s.a.v.) 'a bu kervanın haberi ulaştı ve onları Şam'dan karşılattı. Zeyd b. Ha-ris'i yüz yetmiş binekli ile gönderdi. Hicretin altıncı yılının Cemaziye'levvel ayında İys yönünde kervanı karşıladılar. Kervanda bulunan mallara el ko­yup insanları esir aldılar. Bunlar arasında Ebu'l-As'da vardı. Ebu'l-As da var­dı. Ebu'l-As, medineye geldiğinde, seher vakti Peygamber'in kızı Zeyneb'in -Zeyneb onun karısıydı- yanına giderek sığınma talep etti, Zeyneb bunu ka­bul etti. Rasulullah (s.a.v.), sabah namazını kıldıkan sonra, Zeyneb, kapısı­nın Önüne çıkarak yüksek sesle: 'Ben Ebu'l-As b. Rebia'yı himayeme aldım', diye çağırdı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): 'Ey insanlar! İşittiğimi işitti­niz mi?' buyurdu. Onlar: 'Evet', dediler. Rasulullah (s.a.v.): 'Allah'a yemin olsun ki, sizin duyduğunuzu duyuncaya kadar hiçbir şeyden haberim yoktur. Mü'minler, kendi dışındakilere karşı tek bir eldir, Onları, mü'minlerin en zayıfı bile himaye ediyoruz', buyurdu. Rasulullah (s.a.v.) evine gidince, Zeyneb onun yanına giderek Ebu'l-As'dan aldıklarını geri vermesini istedi. Rasulullah, aldığı şeyleri geri vererek Zeyneb'e ona yaklaşmamasını emret­ti. Çünkü Ebu'l-As, müşrik olduğu sürece ona helal değildi. Ebu'l-As, Mek­ke'ye dönerek herkese hakkını iade etti. Sonra müslüman oldu ve Peygam-ber'e müslüman bir muhacir olarak hicretin yedinci yılının Muharrem ayın­da geri döndü. Rasulullah (s.a.v.) Zeyneb'i Önceki nikahıyla ona geri verdi.

Ümmü Seîeme'nin Ebu Seleme'ye olan sevgisi:

Ümmü Seleme'den: "Rasulullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu işittim: 'Bir müslümana musibet dokunur da 'bu Allah'tandır, ondan geldik ona döneceğiz, Allah'ım! Bana bu musibetten dolayı mükâfat ver, onun yerine bana hayır ihsan et', derse, Allah ona bu musibetten dolayı hayır ihsan eder. Ebu Seleme öldüğünde: 'Hangi müslüman Ebu Seleme'dan daha hayırlı olabilir ki o ilk hicret edenlerdendi', dedim. Bunu söyledikten sonra Allah bana Rasulullah'ı ihsan etti."[337]

Ümmü Seleme'den: "Ebu Seleme öldüğünde: 'Garipti ve garip yerde öldü. Ona öyle bir ağıt yakacağım ki dillerde dolaşsın', dedim. Ona ağladıı-ğımda Medine'li bir kadın geldi. Rasulullah (s.a.v.) o kadını gördüğünde: 'Allah'ın iki kez çıkardığı şeytanı eve tekrar girdirmek mi istiyorsunuz?'bu-yurdu. Böylece ağlamaktan vazgeçip hiç ağlamadım."[338]

Seven kimsenin, sevdiğinin iyiliğini istemesi ve ona önem vermesi özeliiğindendir. İyiliklerin en büyüğü ahiret iyiliğidir. Nitekim bunu bize Hz. Peygamber öğretiyor:

Sevban (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Sizden biri, şükreden kalb, zikreden dil ve mü'mine bir kadın edinsin."[339]

Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Allah, gece­nin bir kısmında kalkıp namaz kılan sonra, namaz kılması için hanımını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serpen erkeğe rahmet etsin! Allah gecenin bir kısmında kalkıp namaz kılan sonra, namaz kılması için kocasını da uyan­dıran, uyanmazsa yüzüne su serpen kadına rahmet etsin!"[340]

Ebu Said'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Adam gece uyanır ve ehlini de uyandırır iki rekat namaz kılarlarsa, zikreden erkek ve kadınlar­dan yazılırlar."[341]

Sonra Rasulullah (s.a.v.), eşlerin iyilik üzere yardımlaşmaları konusunda örnek veriyor:

Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah(s.a.v.) Ramazan'ın son on günü girdiğinde izannı çekiyor, gecelerini ihya ediyor ve ailesini uyandırıyordu."[342]

Hz. Peygamber'in hanımı Ümmü Seleme'den: "Rasulullah (s.a.v.) bir gece uykudan ürpertili bir halde uyanıp şöyle dedi: 'Sübhanellah! Allah, hazineler hakkında ne indirdi? Fitneler hakkında ne indirdi? Oda sahiplerini kim uyandırır? -Bununla namaz kılmaları için hanımlarını kasdediyordu-Dünyada nice giysililer vardır ki ahirette çıplaktırlar."[343]

Birinci Hak: İyi Davranma



Şeriat, erkekleri hanımlarına karşı iyi davranmaya teşvik ediyor. Allahu Teala şöyle buyuruyor: "Onlara iyilikle davranın."

Bu âyet hakkında Menar tefsirinde şunlar naklediliyor: "(Ey mü'min-ler! Kadınlarla onlarla beraber olduğunuzda veya karşılaştığınızda tabiatla­rına uygun şekilde iyilikle davranın; şeriatın, örfün ve insanlığın hoş görme­diği bir şekilde davranmayın. Geçimi daraltma, sözle ya da fiille eza etme, karşılaşma esnassında yüz çevirme ya da surat asma gibi şeylerin tamamı iyilikle davranma prensibini bozar. İyilikle davranmanın anlamı içerinsinde karşılıklı ve eşit muamelede bulunma vardır. Bazı Selef alimlerinden riva­yet edildiğine göre şöyle diyorlar: 'Bu âyet içerisine, erkeğin kadınına karşı uygun bir şekilde süslenmesi de girer. Çünkü kadın da onu için süsleniyor. Burada gaye birbirlerine sürür kaynağı olmalarıdır."[344]

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: "Sizin hayırlı olanınız ailesi­ne hayırlı olandır. Ben ailesine en hayırlı olanınızım."[345]

Rasulullah (s.a.v.) erkeği kadının ağzına lokmayı götürmeyi teşvik ediyor:

Sa'd b. Ebi Vakkas'tan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:' Sen ne infak edersen o bir sadakadır. Hatta kadınının ağzına götürdüğün lokma bile."[346]

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Hadiste mubah olan bir şeyle Allah nzası kasdedilirse, bunun itaat olduğu ifade ediliyor. Buna sıradan küçük dünyevi ikramlarla dikkat çekiliyor ki bu kadının ağzına lokma götürmektir. Bu da çoğunlukla oynama ve şakalaşma esnasında olur. Böyle olmasına karşın sa­hih bir niyei olduğu takdirde mükâfat olur. Bunun üzerinde olan ise nasıl­dır?"[347]

Rasulullah (s.a.v.) şehire girerken kadınlarının kendilerini karşılamaya hazırlanmaları için erkeklere, dinlenmelerini emrediyor:

Cabir b. Abdullah'tan: "Rasulullah (s.a.v.)'le beraber savaştan döndük. Şehre girmeye yaklaştığımızda Rasulullah: 'Akşam ya da yatsı vakti girmemiz için dinlenin. Ta ki hanımlarınız size hazırlansın."[348]

Rasulullah (s.a.v.) hacılarla ailelerine dönmeleri hususunda acele etmelerini emrediyor...Çünkü bu onlar için ecirlerin en büyüğüdür:

Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Sizden biri haccı-nı bitirirse ailesine dönmek için acele etsin. Çünkü bu onun için ecirlerin en büyüğüdür."[349]

Rasulullah (s.a.v.) karısıyla beraber hacca gitmesi için cihada çıkmayı bırakmasını emrediyor:

İbn Abbas'tan: "Bir adam dedi ki: 'Ey Allah'ın Rasulü! Ben şöyle şöyle bir orduyla savaşa gitmek istiyorum. Kadınım da hacca gitmek istiyor. Rasu­lullah (s.a.v.):1 Onunla beraber git', buyurdu."[350]

Rasulullah (s.a.v.) Hz. Osman'ı, hasta olan hanımını gözetmesi için Bedir savaşına çıkmamasına gelince , o Rasulullah'n kızıyla evli idi ve karısı da hastaydı. Rasulullah (s.a.v.) ona dedi ki: "Senin için Bedir'e katılanın ecri vardır."[351]

Peygamber Ailesinden Örnekler



Her sabah onları selamlıyor veriyor ve onlara dua ediyordu:

Enes b. Malik'ten: "Rasulullah'ın dokuz kadını vardı. Günleri kadınla­rın arasında paylaştırdığında ilk kadına gelinceye kadar dokuz gün geçiyor­du. Kadınlar her gece Rasulullah'ın geleceği eve toplanıyorlardı."[352]

Hafız İbn Hacer diyor ki:"İbn Merdevi İbn Abbas'tan şöyle rivayet edi­yor: 'Rasulullah (s.a.v.) sabah namazını kıldığında mescidde oturuyor ve in­sanlar, güneş doğuncaya kadar etrafında oturuyordu. Sonra tek tek kadınla­rının yanına girip selam veriyor, onlara dua ediyordu. Onlardan birinin gü­nünde yanında kalıyordu.[353]

Zifafa girdiği sabah kadınlarının odasına uğruyor, onlara selam veriyor ve dua ediyordu:

Enes b. Malik'ten: "Rasulullah (s.a.v.) Cahş'ın kızı Zeyneb ile evlendiği zaman velime verdi. İnsanlar et ve ekmeğe doydular. Sonra Rasulullah, zi­fafa girdiği sabah yaptığı gibi mü'minlerin annelerinin odalarına girip onlara selam verdi ve dua etti."[354]

Hanımlarının isteklerini onlar için en güzel olana yönlendiriyor:

Aişe (r.a.)'dan: "Ey Allah'ın Rasulü! Amellerin en üstününü cihad ola­rak görüyoruz. Biz de cihad etmeyecek miyiz? Sizin için en üstün cihad, Al­lah katında makbul olan haçtır. (Başka bir rivayette[355]: Rasulullah'a kadın­ları cihad hakkında sorduklarında: 'En güzel cihad haçtır', buyurdu.)"[356]

Hanımlarını seferlere beraber götürüyor:

Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) sefere çıkmak istediğinde, kadınla­rının arasında kur'a çekiyordu. Kur'a kime çıkarsa onu beraberinde götürü­yordu."[357]

Kadınlara nezaketen def çalan köleye hafif çalmasını tavsiye ediyor:

Enes b. Malikten: "Rasulullah (s.a.v.) seferde iken beraberinde kadın­lar vardı. Rasulullah'ın kölesi (güzel sesli) Enceşe de ilahiler okuyarak ka­dınları ve sefere katılanların bindikleri develeri yoluna devam ettiriyor ve hızlandırıyordu Rasulullah: 'Ey Enceşe! Ağır ol! Cam (gibi ince kalbli kadın)ları hızlı yürütme!', buyurdu."[358][359]

Savaştan döndüğünde geceleyin sürpriz yapmıyordu:

Enes b. Malik'ten: "Rasulullah (s.a.v.) kadınlarının yanma ansızın gir­miyordu. Günün başlangıcında ya da yatsı namazından sonra giriyordu."[360]

Itikafta iken kadınlarını karşılıyor ve onları mescidin kapısına kadar uğurluyordu:

Peygamber'in hanımı Safiyye'den: "Ramazanın son on gününde Rasu-lullah'ı itikafında ziyaret etti. Rasulullah'ın yanında bir saat konuştu. Sonra gitmek için ayağa kalktı. Rasulullah da onunla beraber ayağa kalkarak onu uğurladı. (Bir rivayette ise166: Rasulullah mescidde idi. Yanına kadınları da gitmişti. Rasulullah, Safıyye binti Hayy'a: 'Acele etme, seninle beraber çık­tı.)167

Kadınlarının seslerinin kendi sesinin üstüne çıkmasına tahammül ediyordu:

Sa'd b. Ebi Vakkas'tan: "Bir kere Ömer b. Hattab, Rasulullah'ın huzuru­na girmek için izin istemişti. Rasulullah'ın yanında da Kureyş'ten bir takım kadınlar vardı; sesleri Rasulullah'm sesinin oldukça üstüne çıkıyordu. Ömer b. Hattab izin isteyince bu kadınlar hemen kalktılar ve perdenin arkasına gizlendiler. Rasulullah Ömer'in girmesini izin verdi ve Ömer huzura girdiği sırada Rasulullah (kadınların bu haline) gülüyordu. Bunun üzerine Ömer: 'Ey Allah'ın Rasulü! Allah seni ömrün boyunca güldürsün', dedi. Rasulul­lah: 'Yanımda bulunan şu kadınlara taaccüb ettim; senin sesini duyunca ace­le perdeye koştular, buyurdu. Bunun üzerine Ömer: 'Siz onların saygısına daha layıksınız', dedi. Ve kadınlara hitaben de: 'Ey nefislerinin düşmanları olan kadınlar! Rasulullah'a saygı göstermeyip de benden mi çekiyorsunuz?1 dedi. Kadınlar da: 'Evet, senden çekiniyoruz. Çünkü sen Rasulullah'tan daha sert ve daha ağır sözlüsün', dediler."168

Kadınların kızmasına sabrediyor:

Ömer (r.a.)'dan: "Allah'a yemin olsun ki, biz cahiliyede kadınlara hiç değer vermiyorduk. Ta ki Allah onlar hakkında indirdiğini indirdi. Ayıraca­ğını ayırdı. Ömer (r.a.): 'Bir gün bir iş hakkında kendi kendime düşünüyor­dum. O zaman hanımım: 'Şöyle şöyle yapsan' dedi. Ben de ona: 'Sana ne olu­yor, bundan sana ne?' Bu kasdettiğim işte senin teklifin de ne oluyor?' dedim. Hanımım: 'Hayret sana Ey Hattab'ın oğlu. Sana karşılık verilmesini mi iste­miyorsun? Senin kızın Rasulullah (s.a.v.)'a karşılık veriyor. Hatta öfkeli gü­nünde bile buna devam ediyor. (Başka bir rivayette:169 'Sana karşılık verme­mi mi uygun görmüyorsun? dedi. Allah'a yemin olsun ki Rasulullah'ın ha­nımları da ona karşılık veriyorlar. Hatla onlardan birisi, onu bir gün geceye kadar terkediyor (küsüyor). Bunun üzerine Ömer (r.a.) kalktı, ridasını yerin­den aldı ve Hafsa'nın yanına gitti. Ona: Ey kızım! sen Rasulullah'a karşılık veriyor, bana bana öfkeli gününde de devam ediyor musun?' diye sordu.

Hafsa: 'Allah'a yemin olsun ki biz Rasulullah'a karşılık veriyoruz' dedi. Ömer (r.a.) anlatıyor: 'Bunun üzerine dedim ki: Bil ki! Rasulü'nün öfkesiyle Allah'ın akibetinden senin için endişe ediyorum... Sonra çıkıp Ümmü Sele-me'nin yanına girdim, akrabam olduğu için onunla konuştum1. Ümmü Sele me: 'Hayret sana, Ey Hattab'ın oğlu her şeye karışıyorsun, hatta Rasulul-lah'la hanımları arasına da karışmak istiyorsun'. (İbn Sa'd 'dan başka bir riva­yette: [361]Ümmü Seleme: 'Allah'a yemin olsun ki! Biz onunla konuşuyoruz. O buna tahammül ediyor. Eğer bizi bundan nehyederse, bizim yanımızda itaat etmeğe senden daha layıktır.)"[362]

Hanımı bir şey istediği zaman ona uyardı:

Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "(Veda Haccında) hayız olmuş ve beyti tavaf edememiştim. Teşrik günlerinden sonra Mina gecesinde: 'Ya Rasulullah! Herkes bir hac bir umre ile dönüyor, ben bir hac ile dönüyorum', diye şikâyet ettim. Rasulullah: 'Mekke'ye geldiğimiz gecelerde sen tavaf etmedin mi?1 diye sordu. Ben: 'Hayır', diye cevap verdim. Rasulullah: 'Öyle ise kardeşinle Ten'im'e git, orada umre ihramına gir' buyurdu. (Müslim'in rivayetinde bir fazlalıkla Cabir şöyle diyor: 'Rasulullah (s.a.v.) yumuşak bir insandı; bir şey istediği zaman ona uyardı.)"[363]

Karısının binmesi için yumuşak bir yer hazırlıyor ve çıkması için dizini koyuyor:

Enes bin Malik (r.a.)'dan rivayetle: "Hayber'den Medine'ye gelirken Rasulullah (s.a.v.) Safiye'nin rahat etmesi için arkasına yer hazırladı. Sonra devesinin yanına ayağını koydu, Safiye dizine basarak deveye bindi."[364]

Karısı hastalandığında son derece müşfik davranması:

Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Medine'ye geldiğimizde tam bir ay geçmişti-ki hastalandım. İnsanlar arasında ifk hadisesi konuşuluyordu. Fakat beni bundan haberim yoktu. Rasulullah'm hastalandığımda gösterdiği şefkati da­ha Önce görmedim.[365]

Sahabeden Örnekler



Zubeyr bin Avvam, hanımının başının üzerinde hurma çekirdeği taşımasına üzüldüğünü açıklıyor:

Esma binti Ebi Bekr (r.a.)'dan rivayetle: "Zubeyr bin Avvam benimle evlendiğinde, yeryüzünde mal olarak köle veya cariye olsun, deve ile atın­dan başka bir şeyi yoktu. Rasulullah'm Zubeyr'e verdiği yerden hurma çe­kirdeği taşırdım. Orası evime üç fersah uzaklıkta idi. Bir gün başımda hurma çekirdeği ile gelirken Rasulullah ve yanında bir kaç ensarlıyla karşılaştım. Rasulullah beni çağırdı sonra arkasına binmem için devesine: 'Ih, Ih!' diyor­du. Ben adamlarla yolculuk etmeye utandım, hem de Zubeyr'in kıskançlığı­nı hatırladım, O insanların en kıskancı idi. Rasulullah (s.a.v.) benim utandı­ğımı anladı ve bunun üzerine devam etti. Zubeyr'in yanına geldiğim zaman: Başımda hurma çekirdeği ile Rasulullah (s.a.v.)'le karşılaştım. Yanında as-habtan bir kaç kişi vardı. Rasulullah binmem için devesini çökertmek istedi. Fakat ben bundan utandım ve 'senin başında hurma çekirdeği taşıman bana onunla beraber deveye binmenden daha güç oldu' dedi."[366]

Cabir ve Abdullah bin Ömer hoşlarına gitmeyen bir meselede hanımlarına katılıyorlar:

Cabir (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.): 'Cabir, etrafı saçaklı oda döşemeleriniz var mı?' diye sordu. Cabir: 'Bizde öyle döşemeler nereden olacak'! diye cevap verdi. Rasulullah: 'Fakat, yakında sizin öyle süslü döşe­meleriniz olacaktır', buyurdular. 'Ben ona (yani hanımıma şu süslü döşeme­lerini kaldır!' derdim. O da: 'Rasulullah (s.a.v.) 'Sizin yakında süslü ev döşe­meleriniz olacak' buyurmadı mı? Bunun üzerine ben de onları bırakır­dım."[367]

Aşağıda gelen haberi Buhari muallak olarak nakletmiştir. "İbn Ömer, Ebu Eyyub ıu çağırdı ve evde duvara çekili bir perde gördü. Bunun üzerine İbn Ömer: Bize kadınlar perde hususunda üstün geldi. Bu konuda korktu­ğum kadar senden kormadım."[368]

Şeriatın Kadına Emri: Kocana Müşfik Ol



Ebu Uzeyne (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'Allah'tan sakınırlarsa kadınlarınızın en hayırlıları doğurgan, sevimli, teselli veren ve nazik davrananlardır."[369]

Rasulullah sahabe kadınlarından birine kocasına karşı şefkatli davranmasını tavsiye ediyor:

Ebu Said (r.a.)'dan rivayetle: "Biz Rasulullah (s.a.v.) 'in yanında iken bir kadın geldi ve: 'Ya Rasulullah, kocam Safvan bin Mu'tal namaz kıldığım zaman beni dövüyor, oruç tuttuğum zaman iftar ettiriyor, sabah namazını güneş çıkmadan kılamıyorum', Safvan da Rasulullah'ın yanındaydı, ona kadının söylediklerini sordu. Safvan: 'Ya Rasulullah, namaz kıldığım zaman beni dövüyor sözüne gelince. O iki sûre okuyor, ben onu nehyettim." Bunun üzerine Rasulullah: İnsana bir sûre yeterlidir,' buyurdu. Safvan; 'Oruç tuttu­ğum zaman iftar ettiriyor sözüne gelince. O sürekli oruç tutuyor. Ben genç bir adamım, sabredemiyorum.' Bunun üzerine Rasulullah: 'Kadın kocasının izni olmadan oruç tutamaz' buyurdu. Safvan: 'Güneş doğmadan sabah namazını kılamıyorum sözüne gelince.. Biz ehli beytten böyle biliriz. Uyanır uyanmaz kılarız; hatta güneş doğsa da. Bunun üzerine Rasulullah: 'Uyandı­ğın zaman, hemen kıl,' buyurdu."[370]

Peygamber Eşlerinin Şefkat Örnekleri



Zifaf sabahı O'na dua etmeleri:

Enes bin Malik (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) Zeyneb binti Cahş'la zifafa girdi. Sonra ekmek ve etle velime verdi. Yemeğe çağırmaya ben gönderildim. Bir grup geliyor ve çıkıyorlardı, sonra yine bir grup geliyor yiyorlar ve çıkıyorlardı... Rasulullah {s.a.v.) odasından çıkıp Aişe'nin odası­na girdi: 'Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun ey ehli beyt' diye selam verdi. O da: 'Allah'ın selamı ve rahmeti senin üzerine olsun, ehlini nasıl bul­dun? Allah mübarek etsin' diye cevap verdi. Sonra Rasulullah hanımlarının odalarına sırayla girmeye devam etti. Hepsine de Aişe'ye dediği gibi diyor, hepsi de Aişe gibi mukabelede bulunuyorlardı?" (Başka bir rivayette:i79a "Onların hepsine selam verip, dua ediyor; onlar da ona selam verip, dua edi­yorlardı.)"[371]

Rasulullah'ın acısını hafifletmeye çalışmaları:

Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) İbn Harise'nin, Cafer'in ve Abdullah bin Revaha'nin şehadetleri geldiğinde hüzünlü bilinecek bir halde oturuyor du. Ben (kapının arahğıda) Rasulullah'ı görebilecek şekilde kendisine bakı­yordum. Bu sırada Rasulullah'a bir adam geldi: Cafer'in kadınlarının ağlaş-tıklarım söyledi. Rasulullah o kadınları bundan nehyetmesini söyledi. Adam £İtıi. Sonra ikinci kez geldi ve kadınların kendisine itaat etmediklerini söyledi. Rasulullah yine: 'Kadınları nehyedin' diye tekrarladı. Adam üçüncü U'z_geldi ve: 'Ya Rasulullah, Allah'a yemin olsun ki kadınlar bize üstün geldi', dedi. Hz. Aişe, Rasulullah'ın o adama: 'Bu kadınların ağızlarına toprak saç', buyurduğunu zannetti. Hz. Aişe o adama: 'Allah seni zelil etsin, ne Ra-sulullah'ın sana verdiği emri yerine getirdin nede Rasuluilah'ı acısıyla bırak­tın1, dedi."[372]

Hastalığında Hz. Aişe'nin evinde yatmasına izin vermeleri:

Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) vefat ettiği hastalığında: 'Yarın kimdeyim?1 diye sordu. Aişe'nin gününü istiyordu. Rasulullah'ın ha­nımları dilediğini yapmasına izin verdiler. Bunun üzerine Aişe'nin evinde kaldı; hatta onun yanında vefat etti."'[373]

Sahabi Kadınların Şefkat Örnekleri



Esma binti Ebi Bekr, kocasının kıskançlığını gözetiyor:

Esma binti Ebi Bekr (r.a.)'dan rivayetle: "Zubeyr bin Avvam benimle evlendiğinde yeryüzünde mal olarak ne kölesi ne de başka bir şeyi yoktu. Bir gün başımda hurma çekirdeği ile gelirken Rasulullah (s.a.v.) ve beraberinde bir kaç sahabeyle karşılaştım. Rasulullah beni çağırdı, arkasına bindirmek için, ben de erkeklerle birlikte yolculuk etmekten utandım ve Zubeyr'in kıskançlığını hatırladım. O İnsanların en kıskancı idi."[374]

Ümmii Selim çocuğun ölümünü kocasına haber vermek için ona son derece şefkatli davranıyor:

Enes bin Malik (r.a.)'dan rivayetle: "Ebu Talha'nın oğlu öldüğünde ka­rısı Ümmü Selim ailesine: 'Ebu Talha'ya oğlunun haberini ben söyleyinceye kadar söylemeyin' dedi. Enes devamla: 'Ebu Talha geldi. Ümmü Selim ak­şam yemeğini ona getirdi. Yedi içti sonra Ümmü Selim daha önceki süslen­melerinden daha güzel süslendi. Böylece Ebu Talha onunla beraber oldu. Ümmü Selim, Ebu Talha'nın doyduğunu ve kendisinin hamile kaldığını gö­rünce dedi ki: 'Ey Ebu Talha, Eğer bir kavim bir aileye Ödünç bir şey verseler sonra verdikleri bu ödünç şeylerini isteseler, onlar engellenir mi?' Ebu Tal­ha:'Hayır1 dedi."[375]-[376]

Esma bin Ebi Hazım'dan rivayetle: "Ebu Bekir (r.a.)'in hastalığında yanına girdik. Yanında elleri nakışlı beyaz bir kadın olan Esma binti Amis'i onun sineklerini kovarken gördüm."[377]

İkinci Hak: Şefkat-Tahammül.



Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"O'nun âyetlerinden biride, size, nefislerinizden, kendileriyle sükûn bulacağınız eşler yaratması ve aranıza sevgi ve şefkat koymasıdır." (Rum sûresi, 21).

Asıl olan ailenin sevgi üzere kurulmasıdır. Sevgiyle beraber tercih et­me olur. Tercih etmeyle beraber eşler birbirlerine haklarından daha fazlasını verirler. Böylece haklar konusunda araştırma yapma ortadan kalkar. Ama sevgi azalırsa, ailenin üzerine kurulduğu ikinci asıl olmalıdır ki, bu şefkattir. Burada haklar konusundaki araştırma, hakların zayi olmaması için şunu vur­guluyor: Bazen sevgide azalma veya tamamen yok olma olabilir. Bu durum­da tek başına şeefkat, eşler arasında birbirine karşı iyi davranmayı sağlar. Çoğunlukla sevgi ile şefkat bir araya geldiğinde, sevgi daha fazla şefkate, acımaya götürür. Hatta karşılıklı şeekat duygusu eşleri birbirine karşı son derece duyarlı olmaya ve birbirlerine karşı cömert davranmaya götürür. Sevgiyle dolu bir halde karşılıklı şefkat ve acımaya, zor hayat şartlarına rağmen mü'minlerin annelerinin Rasulullah'la beraber olmayı seçmeleri cö­mert davranmaya örnek verilebilir. Yine sevgiyle dolu Eyyub (a.s.)'ın hasta­lığına rağmen onunla beraber olmaya sabreden ve fedakârlıkta bulunan ha­nımı örnek verilebilir. [378]

Şeriat Eşleri Zaaf Noktalarına Karşı Sabretmeye Teşvik Ediyor



Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız, bilin ki, sizin hodşlanmadığınız bir şeye Allah, çok hayır koymuş olabilir (Nisa sûresi, 19).

Menar tefsirinde, "Eğer onlardan hoşlanmazsanız" âyeti hakkında de­niliyor ki: Yaratılışta ya da karakterdeki bir ayıp onlar için günah sayılmaz. Çünkü bu durum onların elinde değildir. Ya da ev işlerinde yerine getirmek­le sorumlu oldukları hizmetlerdeki eksiklikler, onlardan ayrılmanızı veya onlara zarar vermenizi gerektirmez. Buna sabretmelisiniz. Çünkü Allahu Teala: 'Sizin hoşlanmadığınız bir şeye Allah, çok hayır koymuş olabilir1 buyuruyor... Çok olan hayrın en önemlisi ve en büyüğü doğan çocuklardır.

Nice kadın vardır ki kocası ona meylediyor sonra da hoşlanmıyor. Daha son ra kadın, kocasının göz bebeği olan bir çocuk doğurduğunda kocasının ya­nında değeri yükseliyor. Yine kadınına sabretmesi ve ona iyi davranması nedeniyle halinin iyi olması sözkonusu 'hayır'dandır."[379]

Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Mü'min bir erkek mü'mine bir kadına, hoşuna gitmediği ahlâkından dolayı kızmasın. Onda başka bir şey hoşuuna gidebilir."[380]

Âyet ve hadisteki hitap erkeğe yönelik olup bu kadına da yöneltilebilir; kadın kocasına karşı iyi davransın. Eğer ondan hoşuna bir şey gitmezse, umulurki Allah hoşuna gitmediği bir şeye bir çok hayır koymuştur. Mü'mine bir kadın, mü'min bir erkeğe, hoşuna gitmediği bir ahlâkından dolayı kızmasın. Onda başka bir şey hoşuna gidebilir.

Ebu Hureyre'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Kadınla­ra güzel davranın. Çünkü kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kaburga kemiğinin en eğrisi üst tarafıdır. Eğer onu düzeltmeye kalkışırsanız kırılır, bırakırsanız eğri kalır. Kadınlara güzel davranın.' (Müslim'de yer alan başka bir rivayette187: 'Kadın kaburga keniğinden yaratılmıştır. O, senin gibi düzelemez. Ondan faydalanmak istersen eğri olarak faydalan.)"[381]

Bu hadiste, kadınlara güzel davranma tavsiyesi, onların y ar atılı şiarıyla ilgili bir durumla irtibatlandınlıyor. Öncelikle kadınlar, erkeklerin yaratılı-şıyla aynıdırlar. Sonra onlarda bazı eğrilikler vardır. Rasulullah (s.a.v.), söz­konusu eğriliğin alanını ve boyutunu açıklamamıştır. Sadece erkeği sıkan, kadının bazı davranışlarındaki yaratılışta var olan eğriliğin etkisine işaret etmiştir...

Bu hadiste, kadının sözkonusu eğrilikten kaynaklanarak yaptığı davra­nışlara erkeğin sabretmesi telkin ediliyor. Kadının, bu can sıkıcı ve zor du­rumda bırakıcı davranışları bile bile yapmadığını sadece Allah'ın, kadın için takdir ettiği özel bir tabiatın neticesi olarak bunu yaptığını hatırlatıyor. [382]

Eşler Arasındaki Şefkate Kur'an ve Sünnette Örnekler:



Eyyub (a.s.)'ın tehlikeli hastalığına hanımının sabrı: Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Kutumuz Eyyub'u da an: (O) Rabbi'ne 'Şeytan, bana bir yorgunluk ve azab dokundurdu' diye seslenmişti. 'Ayağını (yere) vur, işte yıkanacak ve içilecek serin (bir su)', (dedik). Ona birden bir rahmet ve sağduyu sahiplerine bir ibret olarak ailesini ve onlarla beraber bir eşini daha armağan ettik. (Dedik ki): 'Eline bir demet sap al, onunla vur da yeminini bozma.' Gerçekten biz onu sabreden (bir kul) bulmuştuk. Ne güzel kuldu, o daima (bize) başvururdu."

(Sad sûresi, 41-44).

Ebu Hureyre'den: "Rasululllah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Eyyub çıplak bir halde suda yıkanırken önüne altından dizilmiş bir sürü çekirge düşmüştü. Eyyub bunları hemen elbisesine doldurmaya başladı. Bunun üzerine Rabbi şöyle nida etti: 'Ey Eyyub! Seni zengin yaptığımı görmedin mi?' Eyyub: 'Evet, ya Rabbi! Fakat senin bereketinden uzak kalamam', dedi.'[383]

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Buhari'de Eyyub kıssasıyla ilgili herhangi bir şey tesbit edilmeyip sadece kendi şartı üzere bu hadisle yetinmiştir. Eyyub kıssasıyla ilgili nakledilenlerin en sahihi, Ebu Hatim ve İbn Cüreyc'in riva­yet ettiği, İbn Hıbban ve Hakim'in doğruladığı rivayettir..."

Enes b. Malik'ten: "Eyyub (a.s.), hastalıkla imtihan edildi. İmtihanı onüç sene sürdü. İki kardeşi hariç herkes onu terketti. İki kardeşi sabah-akşam ona uğruyorlardı. İki kardeşten biri diğerine: 'Eyyub, büyük bir günah işlememiş olsaydı bu hastalık ondan giderdi, dedi. Diğeri de bu sözü, Ey-yub'a söyledi... Bunun üzerine Eyyub çok üzüldü ve Allah'a dua etti. İhtiya­cını gidermek için çıktığında hanımı elinden tutmuştu. İhtiyacını giderdik­ten sonra hanımı biraz gecikti. Bunun üzerine Allah ona ayağını yere vur­ması için vahyetti. O da ayağını yere vurdu ve bir su çıktı. Bununla yıkandı ve sağlam bir halde döndü. Hanımı geldiğinde onu tanımadı ve 'Eyyub'um' dedi. Abdullah b. Übeyd b. Amir kanalıyla Ebu Hatim, Enes hadisinin aynısını rivayet ediyor. Ancak Ebu Hatim'in rivayetinin sonunda şöyle deniliyor: 'Eyyub, bunun üzerine secde ederek: İzzetine yemin olsun ki, bana şifa vermeyinceye kadar başıma kaldırmayacağım', dedi. Ve şifa verildi". Dahhak, o da İbn Abbas'tan rivayetle: "Allah, onun karısına gençliğini geri döndürdü. Karısı ona yirmi altı erkek çocuk doğurdu" denmiştir. Yine Vehb b. Münebbih ve Muhammed b. İshak da bu konu ile ilgili uzun kıssalar riva­yet etmişlerdir." [384]

Peygamber (S.A.V.)'İn Hanımlarının Zor Hayat Şartlarına Sabretmeleri:



Değerli okuyucuya burada şunu açıklamak istiyoruz: Daha önce Pey-gamber'in hanımlarının, Peygamber'e olan sevgilerine örnek olarak Peygamber'i tercih etmeleri olayını nakletmiştik. Burada ikinci kez şefkate ör­nek olarak aktarıyoruz. Daha önceden de belirttiğimiz gibi sevgiyle şefkatin birleşmesi, son derece sevgi dolu merhamet ve sabır meyvesi verir.

Abdullah b. Cabir'den: "Ebu Bekir (r.a.) Rasulullah'ın yanına girmek için izin istedi. İnsanları kapının önünde beklerken buldu. Onların hiçbirine girmeleri için izin verilmemişti. Ebu Bekir(r.a.)'a izin verildi. Sonra Ömer izin istedi. Ona da izin verildi. Rasulullah'ın hanımlarını etrafında oturmuş­lar, suskun ve üzüntülü bir şekilde buldu. Ömer: 'Allah'a yemin olsun ki, bir şey söyleyerek Rasulullah'ı güldüreceğim' diyerek şöyle dedi: 'Ey Allah'ın rasulü! Hatice'nin kızını bir görseydin! Benden nafaka istedi. Ben de kalk­tım onun boğazını sıktım1. Bunun üzerine Rasulullah güldü ve: Gördüğün gibi etrafımda bulunanlar benden naafaka istiyorlar, dedi. Ebu Bekir kalka­rak Aişe'nin, Ömer de Hafsa'nın boğazını sıkmağa kalkışmışlar. İkiside: Ra­sulullah'ın yanında bulunmayan bir şeyi mi istiyorsunuz?,' diyorlardı. Ka­dınlar: 'Allah'a yemin olsun ki, kesinlikle Rasulullah'ın yanında olmayan bir şeyi istemiyoruz', dediler. Sonra Rasulullah onlardan bir ay ya da yirmi dokuz gün uzak durdu. Daha sonra da şu âyet nazil oldu: 'Ey Peygamber, eşlerine söyle: Eğer siz, dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size mut'a vereyim sizi güzellikle salayım'. Bunun üzerine Rasulullah Ai-şe'den başlayarak: 'Ey Aişe, ben sana bir mesele açıklamak istiyorum, ancak bu mesele hususunda ailenle istişare edinceye kadar acele etmemeni istiyo­rum1. Aişe: 'Nedir, Ey Allah'ın Rasulü1, dedi. Rasulullah: Yukardaki âyeti okudu. Aişe: 'Ey Allah'ın Rasulü, senin hakkında ailemle mi istişare edece­ğim1. 'Hayır ben Allah ile Rasulü'nü ve ahiret gününü seçtim'. (Bir rivayet­te:[385] Sonra Rasulullah 'in hanımları onun yaptığı gibi yaptı.)"[386]

Hilal b. Ümeye'nin karısının sabrı ve ona sıkıntısında arkadaşlık etmesi:

Hilal b. Ümeyye, Tebük seferinden geri kalan üç kişiden biridir. Kendi­siyle bütün ilişkiler kesilince, sıkıntılı anlarında onu karısı gözetmiştir. An­cak Tebük seferine katılmayan bu üç kişi, yalan yere yemin ederek mazeret sunmamışlar ve doğruyu olduğu gibi söylemişlerdi...

Ka'b b. Malik'ten: "Rasulullah (s.a.v.) müslümanları seferden geri ka­lan bizim üçümüzle konuşmaktan nehyetti. İnsanlar da bizden çekindiler ve bize yüzleri ekşittiler. Hatta bana yeryüzü yabancılaştı, bu benim bildiğim toprak değildi. Bu hal üzre elli gün kaldık. Nihayet bu elli günden kırk günü geçtiğinde, Rasulullah'm gönderdiği bir elçi bana gelip: 'Rasulullah sana hanımından ayrılmanı emrediyor' dedi. 'Onu boşayacak mıyım, yoksa ne ya­pacağım?" dedim. O da: "Hayır boşama, yalnız ondan ayrı bulun, kadınına yaklaşma!' dedi. Rasulullah diğer iki arkadaşıma da aynı emri göndermişti. Bu emir üzerine kadınıma: "Haydi ehline git, Allah bu iş hakkında hükme-dinceye kadar onların yanında kal!' dedim. Kab der ki: 'Hilal İbni Ümey-ye'nin karısı, Rasulullah'a gelerek: Ya Rasulullah! Hilal İbni Ümeyye ihti­yardır, gücü kuvveti gitmiştir. Hizmetçisi de yok. Ona hizmet etmemi çirkin görür müsün?' diye sormuş. Rasulullah: 'Hayır, fakat sana yaklaşmasın!' buyurmuş. Kadın: 'Ya Rasulullah! Onda hiçbir hareket yok. Vallahi bu iş olalı beri hiç durmadan ağlıyor1 demiştir."[387]

Fakihlerin Görüşleri:



Kocanın fakir olması durumunda sabretme: İbn Kayyım diyor ki:

Allahu Teala hak sahibine, fakire karşı sabretmesi gerektiğini belirte­rek hakkını sadaka olarak ona terketmesini teşvik etmiştir. Bu ikisinin dışın­da kalanlar haksızlık olup yapması mubah değildir... Biz kocası fakir olan kadın için Allahu Teala'nın dediği gibi birbirleriyle eşit olduğunu söylüyo­ruz. Kadın ya kocası sıkıntıdan kurtuluncaya kadar ona bakmalı ya da sada­ka vermelidir. Bu iki durumun dışında başka yapılacak bir şey yoktur. Bu meselede Şeriatın usulleri ve kuralları şunu gerektirir: Eğer adam zengin ol­duğunu söyleyerek kadını kandırıpta evlenir ve daha sonra yoksul olduğu ortaya çıkarsa adama birşey gerekmez.

Ya da zengin oîupta harcamayı kadınının üzerine bıraksa kadımda kendisine yetecek miktarda takdir edemese ne hakim ne de kendisi nikâhn feshedemez. Kadın kocasının fakir olduğunu bilerek onunla evlense veya zengin olduğu halde malı gasbedilse, kadın akdi feshedemez. İnsanlara zen­ginliklerinden sonra fakirlik dokunabilir. Ama kadın, erkeğinin fakir olması halinde hakime kendisini ayırması için başvuramaz. Basan Allah'tandır.1938

Hanımın hastalığında ona sabretme:

İbn Kayyım diyor ki: "Diyorlar ki: Uzun süre devam eden bir hastalık nedeniyle erkek kadından faydalanamasa ya da cima edemese, nikâhı feshedemez. Aksine, kadınıyla cima edemese bile onunu nafakasını güzel bir şe­kilde karşılaması gerekir.193b Bu, cinsel faydalanma ve nafaka hakkı gibi karşılıklı hakların elde edilmesinde hoşgörü şefkati anlamına gelir." [388]


Üçüncü Hak: Çocuk Yapma



Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve eşlerinizden de size oğullar ve torunlar yarattı. (Nahl sûresi, 72).

Cabir (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Ey Cabir ! Çocuk iste, çocuk iste."[389]

ı^ethu'l-Bari'den naklediliyor: "İyad diyor ki: 'Buhari ve diğerleri hadis­te geçen 'el-keyse' kelimesini, çocuk ve nesil isteme şeklinde açıklamışlar-dır..[390]

Rasulullah (s.a.v.) bizi çocuk istemeye teşvik etmiştir: "Sevimli ve ço­cuk doğuranlarla evleniniz. Şüphesiz ki, sizin çokluğunuzla övünürüm."[391]

Çocuk isteme hakkı, eşit olarak kadın ve erkeğin yanında fıtri bir du­rumdur. Çocuk isteme hakkı herhangi bir zaman, herhangi bir nedenle isten­meyebilir. Fakat çocuk istemeyen şahsın arkadaşının hakkını gözetmesi ve onun isteğine cevap vermesi gerekir. Özellikle de çocuk istememeye iten şey zaruret ya da ihtiyaçtan dolayı değil de sadece daha iyi olur düşüncesi ise...

Her bir eşin çocuk istemede bir diğerinin hakkım gözetmesi gerektiği gibi yine her bir eşin çocuk yapmayı düzenlemede ya da zamanımızda yay­gın olduğu biçimiyle nüfus planlamasında bir diğerinin hakkını gözetmesi gerekir. Çocuk yapmayı düzenleme, eşlerin ya da eşler den birinin veyahutta toplumun maslahatım gerçekleştirdiği sürece güzel bir iştir. Kadının masla­hatı -misal olarak- çocuğunu emzirmesi, yetiştirmesi için her hamilelik ara­sında yeterli zamanın olması. Bunun yanısıra hamilelik ve doğum sıkıntısın­dan rahatlığa kavuşabileceği belli bir sürede vardır. Bu sıkıntının ne kadar büyük olduğu şu âyeti kerimelerde ifade ediliyor:

"Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Taşınması ile sütten kesilmesi otuz ay sürdü." (Ahkaf, 15).

"Annesi onu zayıflık üstüne zayıflık çekerek (karnında) taşımıştır." (Lokman, 14).

Çocuk yapmada en büyük yükü kadın çekiyorsa da şüphesiz ki erkek kadının hayatına ortak oluyor ve hamilelik süresi içerisinde o da zorluğu yükleniyor. Bu zorluk annenin şartlarına ve sağlık durumuna, ailenin şartla­rına ve genel olarak yaşama göre bazen hafif bazen de ağır olur.

Toplumun maslahatına gelince, bu bazen çocuğun çok olmasıyla bazen de sınirlanmasıyladir. Bu durum, toplum gerçeğini bilen, toplumun ilerle­mesi ve kalkınmasını belirleyen şeyleri idrak eden, neslin çokluğu ya da az­lığını gerektiren şartlardan habersiz olmayan ve boş etkilere boyun eğmeyen ilim, fazilet ve ihtisas sahiplerinin içtihadıyla belirlenir.

Nevar ki bazıları nüfus planlamasına izin vermeyen nasslann olduğunu söylüyorlar. Bu nasslar şunlar:

Ebu Said'den rivayetle: "Beni Mustalık gazasında Rasulullah(s.a.v.) ile beraber sefer çıkmıştık, Arap esirlerinden kadın esirler edindik. Bekarlık bize çok güç geliyordu. Azl yapmayı seviyor ve azl yapmak istiyorduk. "Ra-sulullah (s.a.v.) bizim aramızdayken ona sormadan nasıl azlederiz?1 diyor­duk. Bunun üzerine bu meseleyi Rasulullah'a sorduk. Rasulullah: 'Bunu yapmamanızda size bir şey yoktur. Kıyamet gününe kadar hayat verilen her canlı hayat bulacaktır."[392]

Ebu Saidi'l-Hudri'den rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) yanında azl hazır­latıldı. Rasulullah: Sizden biri bunu niçin yapar? Şüphesiz Allah'ın yarattığı her mahlukat hayat bulacaktır."[393]

Bunda bir sakıncanın olmadığını ifade eden nasslar da vardır. îşte bunlardan bazıları:

Cabir (r.a.)'dan: "Bir adam, Rasulullah'a gelerek: 'Benim bir cariyem var. Bize hizmet ediyor ve su taşıyor. Ben onun etrafında geziyorum ve ha­mile kalmasını da istemiyorum1, dedi. Bunun üzerine Rasulullah: İstiyorsan azl yap'buyurdu."[394]

Cabir (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) döneminde azl yapıyorduk, Kur'an'da nazil oluyordu. (Müslim'in rivayetinde: Bu Rasulullah'a ulaştı ve bizi nehyetmedi.")[395]

Buhari bu hadisi 'azl babında' nakletmiştir. Hafız İbn Hacer diyor ki: "Azl sözü: Fercin dışına boşalmak için geri çekilme, demektir."[396]

Ebu îsa Tirmizi diyor ki: "Azl meselesine Peygamber'in ashabı ve bir grup ilim erbabı ruhsat vermiştir." [397]


Dördüncü Hak: Güven ve Hüsnüzan



Şeriat, eşler arasında güvene ve kötü zandan kaçınmaya teşvik etmiştir:

Cabir b. Abdullah'tan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Siz­den birisi ailesinden ayrılığını uzatırsa evine gece vakti ansızın gelmesin. »[398]

Cabir b. Atik'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyordu: 'Bazı kıskan­mada vardır ki Allah ona kızar. Sevdiği kıskanmaya gelince şüpheli olanıdır. Kızdığı kıskanmaya gelince, şüphesiz olanıdır."[399]

Rasulullah (s.a.v.) doğru söylemiştir. Güven ve hüsnü zanın alameti, kıskanmayı sadece şüpheli yerlere indirgemektir. Şüphesiz olan kıskanma­ya gelince; bu, güvenini kaybolması su-i zannın galip olması, demektir. Eş­lerin birinde olan güven diğer eşi daha fazla ahdi korumaya ve sadakate ça­ğırır hüsnü zannın gerekli olduğunu vurgulayan uygulamayı örnekler:

Birinci olarak: Erkek tarafından:

Ebu Hureyre'den: "Bir arabi, Rasulullah'a gelerek şöyle dedi: 'Karım siyah bir çocuk doğurdu. Ben de onu kötü gördüm'. Rasulullah ona: 'Senin deven var mı?' diye sordu. 'Evet', dedi. Rasulullah: 'Rengi nedir?' O da: 'Kır­mızıdır', dedi. Rasulullah: 'Esmerlik var mı?' diye sordu. Adam: 'Evet var' dedi. Rasulullah: 'Onun doğurduğu nasıl olur?' diye sordu. O adam: 'O soyu­nu takip eder', dedi. Rasulullah da: 'O da soyunu takip etmiştir' buyurarak adamın çocuğu kötü görmesine ruhsat vermemiştir."[400]

Ebu Saidi'l-Hudri'den rivayetle: "(Bu evde) bizden yeni evli bir genç vardı. Rasulullah'la birlikte Hendeğe gittik. O genç öğleyin ailesine gitmek için Rasulullah'tan izin istiyordu. Rasulullah bir gün ona izin vererek şöyle dedi: 'Silahını yanına al. Sana Kureyza tarafından bir zarar gelmesinden korkuyo­rum.' Adam silahını alarak gitti. Hanımı iki kapı arasında ayakta bekliyordu. Adam karısını kıskanarak onu yaralamak için okunu attı. Kadın: 'O- kunu çek ve beni neyin dışarı çıkarttığını görmem için eve gir1, dedi. Adam eve girdiğinde yatağa uzanmış büyük bir yılan gördü ve okunu ona attı..."[401]

İkinci olarak; Kadın tarafından;

Aişe (r.a.)'dan benim gecemde Rasulullah (s.a.v.) yanımdaydı. Yatağı­na giderek elbisesini çıkardı. Ayakkabılarını çıkararak ayak tarafına koy­du. İzannı yatağa sererek uzandı. Elbiselerinin benim uyuduğumu sanınca-ya kadar giymedi. Beni uyandırmamak için elbisesini ve ayakkabısını ya­vaşça alarak kapıyı açıp çıktı. Kapıyı yavaşça kapattı. Ben de gömleğimi başıma alarak örtü yaptım ve üzerimi izanmla kapatarak onu takip etmeye başladım. Baki mezarlığına geldi. Uzun bir süre ayakta durdu. Sonra ellerini üç defa yukarıya kaldırdı. Sonra döndü ben de döndüm. Hızlı hızlı yürümeye başladı bende hızlı hızlı yürüdüm, koştu ben de koştum. Böylece ondan önce eve gelerek girdim ve yatağıma uzandım. Rasulullah da eve girdi ve: 'Ey Ai­şe! Bu soluma da ne?1 diye sordu. 'Bir şey yok' dedim. Rasulullah: 'Ya sen bana haber verirsin ya da her şeyi bilen ve latif olan haber verir', dedi. Ben de: 'Ey Allah'ın Rasulü, annem babam sana feda olsun diyerek olayı haber verdim...[402]

Son olarak eşler arasındaki karşılıklı hüsnü zannın biri de daha önce­den varolan hata ve günahı ortaya çıkarmaktan kaçınmadır. Çünkü Allah gizlemeyi emretmiştir. Kul birinci olarak kendi günahını ikinci olarak da« başkalannnın günahım gizlemelidir.

Eşlerden biri şöyle sorulan sormamalıdır: Bu sevgimiz ilk sevgi midir? Daha önce başka biriyle ilişkin oldu mu? Hakikatte bu tür sorular ahmakça sorulardır. Biri doğruca cevap vererek "hayır bu ilk sevgi değildir" ya da "da­ha önce başkasıyla ilişkim oldu" dese, bu da yıkıcı bir cevaptır. Ahmakça bir soruya verilmesi gereken cevap doğru bir cevap değil, ferasetli bir cevap ol­malıdır. Bu hakim olan kanun koyucunun bize cevaz verdiği üç durumdan biridir.[403]

Ümmü Gülsüm binti Ukbe bin Ebi Miyad'dan: "Rasulullah'ın şöyle de­diğini işittim: 'İnsanların arasım düzeltmek için söylenen yalan yalan değil­dir.' îbni Şihab diyor ki: 'İnsanların söyledikleri yalanlara şu üç şey hariç ruh­sat verildiğini işitmedim: Savaş, insanların arasını düzeltmek, erkeğin kadı­nına olan, kadının da erkeğine olan konuşmaları. [404]


Beşinci Hak: Genel Ve Özel Durumlarda Yardımlaşma:



Rasulullah(s.a.v.)'e hanımları önemli işlerinde yardımcı oluyorlar:

Mü'minlerin annesi Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) ilk vahiy uykuda salih rüyalar şeklinde başladı. Nihayet ona Hira mağarasında hak geldi. Melek gelerek: 'Oku. Seni yaratan Rabbinin adıyla oku, O inşam bir kan pıhtısından yaratmıştır. Oku, Rabbin kerem sahibidir1 dedi. Rasulul­lah (s.a.v.) bunun üzerine kalbi titreyerek döndü ve Huveylid kızı Hatice'nin yanına girdi. 'Beni örtün, beni Örtün1 diyordu. Korkusu gidinceye kadar onu örttüler. Hatice (r.a.)'a haberi anlattı ve: 'kendimden korktum1 buyurdu."[405]

Mesûre bin Muharrame ve Mervan'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) Hudeybiye zamanında çıktı. Yazışma tamamlandığı (yani Kureyşle sulh an­laşması yapıldığı) zaman, Rasulullah (s.a.v.) ashabına: 'Kalkın kurbanları­nızı kesin ve tıraş olun', buyurduğu halde onlardan hiç biri kalkmadı. Rasu­lullah (s.a.v,) Ümmü Seleme'nin yanına girerek insanlarla karşılaştığı duru­mu anlattı. Ümmü Seleme: 'Ey Allah'ın Rasulü, bunun istiyor musun? On­lardan biriyle bir kelime konuşmadan çık ve kurbanını kes sonra berberini çağırıp tıraş ol', dedi. Bunun üzerine Rasulullah çıktı ve bunları yapıncaya kadar onlardan biriyle konuşmadı. Kurbanını kesti, berberini çağndı ve tıraş oldu. Bunu gören sahabeler kalkıp kurbanlarını kestiler ve onlardan bazısı bazısını tıraş etti.[406]

Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: 'İnsanların söz söylemelerinden ve arzu etmelerinden endişe ettiğimden, Ebu Bekir ve oğluna benden sonra işi idare etmesi için haber göndermekten korktum. Sonra dedim ki: 'Allah'ın kabul etmediğini mü'minler kabul etmez." (Müs­lim'in rivayetinde: 'Bana Ebu Bekir'i, babanı ve kardeşini çağır ki, yazı yaz­dırayım. Şüphesiz ki ben arzu edenin arzusundan ve ben daha evlayım diye­nin sözünden korkuyorum. Allah ve mü'minler, Ebu Bekir'den başkasını kabul etmezler.")[407]

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Hadiste erkeğin ailesine başkalarına karşı gizlediği şeyi açıklaması sözkonusudur."[408]

Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) Aişe'ye şöyle dedi: 'Gör­medin mi? Kavmin Kabe'yi bina ederken İbrahim'in temelini daralttılar. Ben de: 'Ey Allah'ın Rasulü, onu İbrahim'in temeline döndürmüyor musun? de­dim. Rasulullah: 'Kavminin küfürle kısmetsizliği olmasa yapardım buyur­du."[409]

Müslim'in rivayetinde: "Ona doğu ve batı taraflarına yerden konulmuş iki kapı yapardım. 'Kavminin onun kapılarını niye yükselttiğini biliyor mu­sun?' diye sordu. Ben de: 'Hayır', dedim. Rasulullah: İstediklerinden başka­sını girdirmeyerek övünmek için böyle yaptılar.' Bir adam girmek istediği zaman onu çağırıyorlardı. Adam yukarı çıkıp tam gireceği sırada onu itele­yip düşürüyorlardı."[410]

İkinci bir rivayette: "Kavmin onu benden sonra yapmak isterse, gel sana ondan ne kadar daralttıklarını göstereyim. Ona, Kabe'nin yakınında yedi ku­laç gösterdi."[411]

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Hadiste Kabe'nin yapımıyla ilgili faydalar sözkonusu... Adam ailesine genel meseleleri anlatıyor."[412]

Aişe (r.a.)'dan: "Bir gün Peygamber (s.a.v.) yanıma geldi ve: 'Ey Aişe, ben falan falan kimselerin tâbi olduğumuz dinimizi bildiklerini sanmıyo­rum1 dedi."[413]

Aişe (r.a.)'dan: "Bir gece Rasulullah'ı uyku tutmadı. (Başka bir riva­yette[414]: 'Aişe yanındaydı. 'Ey Allah'ın Rasulü neyin var?' dedi. Rasulullah: 'Keşke sahabelerimden salih bir adam bu gece beni korusa', dedi. O anda bir silah sesi işittik. Rasulullah: 'Bu kim?' dedi. Sa'd: 'Ey Allah'ın Rasulü, seni korumak için geldim", dedi. Böylece Rasulullah uyudu. Öyle ki onun horla­masını işittik."[415]

Rasulullah önemli islerde hanımlarına yardım ediyor:

Aişe (r.a.)'dan: "Bir gün bana yanında iki çocuğu olan yoksul bir kadın geldi. Kadına üç tane hurma verdim, o da çocuklarına birer hurma verdi. Di­ğer hurmayı da yemek için ağzına kaldırdığında çocukları onu da yemek is­tedi. Kadın hurmayı çocukları arasında paylaştırdı. Onun bu tavrı hoşuma giderek yaptığını Rasulullah'a anlattım. Rasulullah da: 'Allah o kadına bu­nunla cenneti vacip kılmıştır', buyurdu."[416]

Haris'in kızı Meymune'den: "Meymune, cariyesini Rasulullah'tan izin almadan azad etti. Rasulullah'ın sırası ona gelince: 'Ey Allah'ın Rasulü cari­yemi azat ettiğimi farkettin mi?1 dedi. Rasulullah: 'Öyle mi yaptın?' buyurdu. O da: 'Evet' dedi. Rasulullah: 'Onu dayılarına verseydin ecrin daha büyük olurdu', buyurdu."[417]


Altıncı Hak: Süslenme



Süslenme, insanda fıtri bir Özelliktir. Kadın olsun erkek olsun, küçük olsun büyük olsun zengin olsun insanın süslenmesi gerektiğine, kanun ko­yucunun ne ölçüde teşvik ettiğini gösteren birçok nass vardır. Erkeğin, kadı­nın kendisine karşı süslenmesini sevecek halde yaratılması Allah'ın lütfun-dandır. Yine kadının da erkeğe karşı süslenmeyi sevecek bir şekilde yaratıl­ması Allah'ın lütfundandır. Bu, eşlerin mutluluğunu sağlayacak fıtri bir du­rumdur. Bu da kadının kocasını kendisine karşı süslenmiş bir halde görmesi isteğini ortadan kaldırmaz. Kadının bu isteği, erkeğin kadınını süslü görme isteğinden az olsa da eşler bu isteğe uygun bir ölçüde birbirlerinin hakkını gözetmesi gerekir. Süslenme olayı bırakılsa, Özellikle de kadın tarafından bırakılsa bu, kadın yada erkek tarafında bir kırgınlığın varlığını gösterir. Bu durum da, ailenin istikrarını kaybetmemesi için kırgınlığı gidermeye önem vermek gerekir.

Mü'mine bir kadın kocasına karşı süslenerek Allah'a yaklaşır. Yine Mü'mine bir kadın, para harcamadan ve vaktini heder etmeden nasıl süsleni­leceğim öğrenir. [418]


Süslenme Üzerine Kur'an'dan örnekler



Allahu Teala şöyle buyuruyor: "Ey Adem oğullan, her mesci(de gidişiniz)de süs(Iü, güzel giysiler)inizİ alın; yeyin için, fakat israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez." (Araf, 31). Elbise zinetini haram kılanları yalanlama: Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"De ki, Allah'ın kullan için çıkardığı süsü ve güzel nızıkları kim haram etti? De ki: O, dünya hayatında inananlarındır, kıyamet günü de yalnız onlarındır. İşte biz, bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz." (Araf, 32) Kadının lineti sevmesini onaylama: Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Süs içinde yetiştirilip mücadelede açık olmayanı (tartışmayı ve kavgayı beceremeyeni) mi (Allah'ın çocuğu yaptılar)?" (Zuhruf, 18).

Kendiliğindengörülen linetlerin yabancılara gösterilmesine ruhsat: (Giıli linetlerin yalnıı mahrem olanlara gösterilmesi)

Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"İnanan kadınlara da söyle bakışlarını kıssınlar, liralarını korusunlar. Süslerini göstermesinler. Ancak kendiliğinden görünenler hariç. Baş örtüle­rini (göğüs) yırtmaçlarına, yahut babalarına, yahut kocalarının babalarına, yahut oğullarına, yahut kardeşlerine, yahut kardeşlerinin oğullarına, yahut kadınlarına, yahut ellerinin altında bulunan (kolejlerine, yahut kadına ihtiya­cı bulunmayan erkeklerden tabilerine (yani hizmetçilere, yardıma muhtaçla­ra, bunaklara, dilencilere) yahut henüz kadınların mahrem yerlerini anlama­yan çocuklara gösterebilirler. Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını vurmasınlar. Ey mü'minler, topluca Allah'a tevbe edin ki felaha eresiniz." (Nur, 31). [419]


Sünnetten Örnekler:



Genel olarak süslenmeye teşvik: (kadın ve erkeklere)

Abdullah b. Mes'ud 'dan: "Bir adam, Rasulullah'a: 'Erkek elbisesinin ve ayakkabısının temiz olmasını seviyor', dedi. Rasulullah: 'Allah güzeldir, güzel olanları sever', buyurdu."[420]

Abdullah b. Serces'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:

eüiırairmiilöfai|»ı[421]ainda5(iârni'iâ'd Ümran b. Hasyn'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Allah bir kuluna bir nimet verirse o nimetin eserini kulu üzerinde görmek ister." Zubeyir Alkama'dan rivayetle:[422]"Rasulullah'ın şöyle buyurduğunu söyle­miştir: 'Allah, sana bir mal verirse onu senin üzerinde görür. Şüphesiz ki Al­lah, o nimetin eserini kulu üzerinde güzel olarak görmek ister."[423]

Burada okuyucuya İbn Rüşd'ün şu sözünü tesbit edilmediği sürece, asıl olan kadın ve erkeğin hükmünün aynı olmasıdır.[424] Yine İbn Kayyım'ın sö­zünü hatırlatırız: "Kanun koyucunun örfünde şu sabit kılınmıştır: Müzekker kipiyle belirtilen hükümler müennes kipiyle gelmediği sürece kadın ve erke­ği kapsar"[425] İşte süslenmede durum da aynen böyle olup süslenme prensibi kadın ve erkek için geçerlidir.

Burada ikinci şartla ilgili araştırmamızda geçen kadının elbisesi ve zi-neti şartlarından bazı noktalara işaret etmek istiyoruz. Bu yüz, el, ayaklar ve elbisede görünen zinetlerde itidali yakalamadır. Bundan dolayı diyoruz ki; erkeğin kadınını her zaman belli bir ölçüde zinetli görmesi hakkıdır. Bu zi-net, üç günü aşmayan yakınlara yapılan yas hariç bıraklımamalıdır. Yani, kadın, yabancı erkeklerin huzurunda olma hali dahil en düşük zinetli halini korumalıdır.

İtidal, İslâm'ın özelliklerinden biridir. Bu zinet ve diğerlerinde aşırılı­ğın zıddıdır. Süslenmede bütün toplumlardaki mü'mine kadınların örfü de gözönünde bulundurulmalıdır.

Müslüman kadın, risalet döneminde hemen hemen hayatı boyunca ge­rek evinde otururken, gerekse sosyal hayata katılmak için dışarı çıktığında, belli bir ölçüde zinete bağlı kalmıştır. Yani sadece erkeklerle karşılaşmala­rında zinete önem vermemiştir. Zahiri zinetlerden bazıları şunlardır: Ellere boya çalma, gözlere sürme çekme, yanaklara koku sürme. Bilinmelidir ki, kadının sürdüğü koku, rengi belli olan ve kokusu gizli olan kokudur.

Müslüman kadının belli bir ölçüde zahiri zinetle süslenmesi, kadının fıtratındandır. Kadın, küçüklüğünden itibaren Allah'ın yarattığı fıtrat gereği zinet sever. Nitekim Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Süs içinde yetiştirilip savaş edemeyecek olanı mı istemiyorlar." (Zuhruf, 18).

"Süs içinde yetiştirilip savaş edemeyecek olanı mı istemiyorlar." (Zuhruf, 18).

Bu fıtri aslı, sahabelerden birinin, arkadaşının hanımının zinetten ka­çınmasını köötülemesi de te'kid ediyor. Hatta bu zinet, şer'an istenmektedir. Delili ise Peygamber (s.a.v.)'in mü'mine kadınlardan birinin boyadan kaçın­masını kötülemesidir.

Kadının kocasını süslenmeye teşvik etmesi:

Abdullah b. Selam'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş­lardır: 'Kadınlarınızın hayırlısı baktığınız zaman sizi mutlu edendir."[426]

Evli kadının zahiri zineti bırakmasından dolayı kınanması:

Avn b. Ebi Ciiheyfe babasından şöyle rivayet ediyor: "Peygamber (s.a.v.) Selman ile Ebu Derda'yı kardeş yaptı. Selman, Ebu Derda'yı ziyarete gittiğinde Ümmü Derda'yı zinet elbisesini çıkartmış halde gördü ve ona: 'Bu hal nedir?' diye sordu. Kardeşinin dünyada bir ihtiyacı yoktur1, dedi."[427]

Aişe (r.a.)'dan: "Hakim'in kızı Huveyle yanıma girdi. O, Osman b. Me-zun'un nikâhı altındaydı. Rasulullah onu pejmürde bir halde gördü ve bana şöyle dedi: 'Ey Aişe! Huveyle niye pejmürde?' Ben de: 'Ey Allah'ın Rasulü, kocası olmayan bir kadın. Kocası gündüzleri oruç tutuyor, geceleri namaz kılıyor, onun kocası yoktur. Kendisini bıraktı ve o bu hale geldi." İkinci bir rivayette: "Osman b. Mezun'un hanımıydı. Boya ve korku sürünüyordu. Onu bıraktı ve yanıma geldi. Ben de ona: 'Kocan var mı yok mu?' dedim. 'Var ama yok gibi' dedi. Ben de: 'Sana ne oldu?' dedim. 'Osman dünyayı ve kadın­ları istemiyor', dedi.[428]

Ebu Musa Eş 'ari'den: "Osman b. Mez'un'un kadın Peygamber'in kadın­larının yanına girdi. Onu pejmürde bir halde görerek: 'Bu hal nedir?' Ku-reyş'ten senin kocandan daha zengin biri yoktur, dedik. O da: 'Ondan bize bir şey yoktur. Gündüzleri oruç tutuyor geceleri namaz kılıyor', dedi. Bunun üzerine içeriye Peygamber (s.a.v.) girdi ve bunu ona anlattık. Peygamber (s.a.v.) onunla karşılaştığında: 'Ey Osman! Ben senin için en iyi örneğim. Ailenin senin üzerinde hakkı vardır. Nefsinin senin üzerinde hakkı vardır. Namaz kıl ve uyu. Oruç tut ve iftar .

Bu ve diğer hadislerde görülüyor ki -genel olarak- kadının el ve yüzün­deki normal zinetle zinetlenmesi meşru bir durumdur. [429]


Kadınların Süslenmesi



Müzminlerin hanımları küpe, kolye, yüzük ve bilezik ile süsleniyorlardı:

İbn Abbas (r.a.)'dan rivayetle:[430] "Peygamber (s.a.v.) bayram günü iki re­kat namaz kıldı. Ne öncesinde ne de sonrasında başka kılmadı. Sonra kadın­ların yanına geldi; yanında Bilal de vardı, onlara sadaka vermelerini emretti. Bir kadın küpesini attı. (Bir başka rivayette de[431]: Bir kadın bileziğini ve kol­yesini sadaka etti). (Bir başka rivayette de[432] kadınlar bileziklerini ve yüzük­lerini Bilal'ın elbisesine atıyorlardı.)[433]

Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Aişe, kardeşi Esma'dan kolyesini ödünç iste­di..."[434]

Esma binti Yezid'den rivayetle: "Ben ve halam, Rasulullah (s.a.v.)'in yanına girdik. Onun (halam) üzerinde altından bir bilezik vardı. Rasulullah bize: 'Onun zekâtını mı vereceksiniz?' diye sordu. Ben: 'Hayır1, dedim. Rasu­lullah: 'Ancak size Allah'ın ateşten bir bilezik takmasından korkturum1, bu­yurdu. Biz de onun zekâtını verdik."[435]

Mü'min kadınlar sürme, boya ve renkli elbiseyle süsleniyorlar:

Cabir bin Abdullah (r.a.)'dan rivayetle: "Ali (r.a.), Rasulullah (s.a.v.)'in kurbamyla Yemen'den geldi. Fatıma (r,a.)'ı ihramdan çıkmış renkli elbise giyinmiş ve sürmelenmiş olarak buldu. Bunu uygun görmeyince Fatıma (r.a.): 'Bunu babam enretti', dedi."[436]

Enes bin Malik (r.a.), Rasulullah'ın kızı Ümmü Gülsüm'ün üzerinde ipekten bir elbise gördü.[437]

Sebia (r.a.)'dan rivayetle: "O nifasından çıkınca konuşmak için süslen­di."[438]

Sebia (r.a.)'dan rivayetle: "O nifasından çıkınca kokuşmak için süslendi."[439]

Ahmed'den bir rivayetle: "Sürme ve boyayla süslendiğine göre, bu kocası için olursa daha faziletli ve çok olması gerekir.

Mümine kadınlar, kocaları seferden ve gazveden geldikleri zaman süsleniyorlar:

Cabir bin Abdullah (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) ile beraber gazveden döndük. Eve gidiyorduk ki Rasulullah: Eve gece (akşam) girmeğe acele etmeyin. Kadınınız dağınıklığımı düzenlesin, yokluğunuzda kalan kadın temizlensin.[440]

Mü'minlerin hanımları, hac ihramına girmeden önce koku ve boya sürüyorlardı:

Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah'la birlikte Mekke'ye çıkıyorduk. İhrama girerken alınlarımıza güzel koku sürüyorduk. Bizden biri terlediği zaman yüzüne aşağı akıyordu. Peygamber (s.a.v.) bunu görüyor ve yasaklamıyor­du."[441]

Ümeyye binti Rakika'dan: "Peygamber (s.a.v.)'in hanımları ihrama gir­meden önce saç örtülerine ve saçlannnın altına koku sürüyorlar ve böylece ihrama giriyorlardı.[442]

Allah, İmam Şafii'ye rahmet etsin, kadının ihram için kına ile boyan­masının müstehab olduğunu söyleyerek şöyle diyordu: "Kadının ihramdan önce ihram için kınaile boyanması ne güzeldir. Abdullah b. Ubeyd ve Ab­dullah b. Dinar'dan şöyle rivayet olmuştur:[443] Kadının eline kına çalması sün­netten olup bildiği halde onsuz ihrama girmemelidir. Kına ve koku ihramdan önce kadına müstehap olunca buunlar kadirim zinetiyle kocasını memmun etmesi için daha fazla müstehaptır .

Mü'minlerin hanımları yüzlerini süslüyorlardı:

Zeyneb binti Ebi Seleme'den: "Şam'dan Ebu Süfyan'ın ölüm nan bir kadının bir Ölüye üç günden fazla yas tutması helal değildir. Ancak^ kocasına dört ay on gün yas tutar', buyurdu dedi."[444]

Enes bin Malik (r.a.) 'dan rivayetle: "Abdurrahman binti Avf, üzerinde bir çeşit kokuyla Rasulullah'ın yanına geldi. Rasulullah (s.a.v.) bunu sordu . O da Ensarh bir kadmla evlendiğini haber verdi."[445]

Ümran b. Hasyn'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Bili­niz ki, erkeklerin kokusu renkli olmayan, kokudur. Biliniz ki, kadınların ko­kusu, kokusu olmayan boyadır."[446]

Fethu'l-Bari'den varid olmuştur: "Erkeklerin kokusu, kadınların hilafı­na yüze sürülmez. Çünkü kadınlar, yüzlerine koku sürüyorlar ve böylece süsleniyorlar."[447]

Fahri Razinin Tefsîru'l Kebiri'nde, "Görünenle hariç zinetlerini göster-mesinler" (Nur, 31) âyetinin şerhinde deniliyor ki: Zinet bileziğin dışında olan şeyler, diyenler bunu üç şeye hasretmişlerdir. Birincisi: Sürme ve boya ile boyanma kaşlar için, zaferan sürme ise yanaklar içindir..."

Ümmü Selim, sıkıntılı gününde kocası için süsleniyordu:

Enes b. Malik (r.a.)'dan rivayetle: "Ebu Talha'nın oğlu öldüğünde karı­sı Ümmü Selim ailesine: 'Ebu Talha'ya oğlunun haberini ben söyleyinceye kadar söylemeyin' dedi."

Enes devamla: 'Ebu Talha geldi. Ümmü Selim akşam yemeğini ona getirdi. Yedi içti sonra Ümmü Selim daha Önceki süslenmelerinden daha güzel süslendi. Böylece Ebu Talha onunla beraber oldu. Ümmü Selim Ebu Talha'nın doyduğunu ve kendisinin hamile kaldığını görünce dedi ki: Ey Ebu Talha, eğer bir kavim bir aileye ödünç bir şey verseler, sonra verdikleri bu ödünç şeylerini isteseler, onlar engellenir mi?' Ebu Talha: 'Hayır', dedi. Ümmü Selim: 'Farzet ki bu senin oğlun olsun..1 Bunun üzerine Ebu Talha yü­rüdü ve Rasulullah (s.a.v.)'e geldi. Ona olanları anlattı. Rasulullah (s.a.v.): [448]'Bu geçen gecenizi Allah size mübarek kılsın,' buyurdu. Enes diyor ki: 'Ümmü Selim bunun üzerine hamile kaldı...." [449]


Erkeklerin Süslenmesi



Bera b. Azib'den: "Nebi (s.a.v.) uzunla kısa boy arası normal bir endam­da yaratılmıştı. İki omuzunun arası genişti. Kulak yumuşağına kadar inen gür saçı vardı. Rasululiah(s.a.v.)'ı kırmızı bir elbise içinde görmüştüm. Ben, kesinlikle ondan daha güzel bir şey görmedim."[450]

Katade'den: "Enes'e dedim ki: 'Hangi elbise Rasulullah'a daha sevim­liydi. O da hibere, dedi."[451]

Fethu'l-Bari'den naklediliyor: "Hibere" bir tür Yemen giysisi. Herevi: Dokunmuş kumaş. Davudi: Yeşil renkli ber elbise. İbn Battal: Yemenlilerin yanında çok değerli olan pamuktan yapılmış bir giysidir. Kurtubi: "Hibere" diye isimlendirilmiş. Çünkü o süslenme, güzelleşme anlamına gelir, di­yor."[452]

Sahi b. Sa'd dan: "Kadının biri bir elbise getirerek: 'Ey allah'ın Rasulü! Bunu elimle ördüm; sana giydirmek istiyorum1, dedi. Rasulullah(s.a.v.) onu ihtiyacı varmış gibi aldı. Rasulullah yanımıza çıktığında izarını giyinmiş-ti."[453]

Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.)'m saç taramasında ve abdest alma­sında gücü yetebildiği kadar sağdan başlama hoşuna gidiyordu.' (Başka bir rivayette[454] 'Ben hayızlı olduğum halde Rasulullah'ın saçını tarıyor­dum.)[455]

Fethu'l-Bari'den naklediliyor: "İbn Battal diyor ki: Hadiste geçen 'ter-cil' kelimesi saçı ve sakalı tarama ve yağlama anlamına gelir. Bu da temizlik demektir. Kanun koyucu buna teşvik ederek şöyle buyurmuştur: 'Mescitlere giderken zinetlerinizi alınız."[456]

Ebu Hureyre'den rivayetle Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: "Kimin saçı varsa ona baksın."[457]

rikler ise saçlarını ayırıyorlardı. Peygamber (s.a.v.) önce saçını alnı üzerine bıraktı sonra da ayırdı.[458]

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Sanki Rasulullah'ın böyle yapmasındaki sır, putperestlerin imana kitap ehlinden daha fazla uzak olmalarıdır. Çünkü ki­tap ehli genel olarak şeriatlarına sarılıyorlar. Bu nedenle Rasulullah putpers-tlerle aralarında yakınlık olması için onlara uymuştur. Rasulullah'ın etrafın­da bulunan putperestler müslüman olduklarında kitap ehli hâlâ küfürleri üzere devam ediyor ve muhalefetleri ortalığı çalkalıyordu."[459]

Enes b. Malik'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Dünyada ba­na kadınlar ve güzel koku sevimli geldi ve namaz göz bebeğim oldu."[460]

Aişe (r.a.)'dan: "İhramdan önce bulduğum kokuyla Rasulullah'a koku sürüyordum. (Başka rivayette:[461] Mina'dan ayrılmadan önce Ona koku sür­düm. Müslim'in rivayetinde ise:[462] İçinde misk bulunan kokuyla)."[463]

Buhari bu hadisi "Mubah olan koku" babında naklediyor.[464]

Nafi'den rivayetle: "İbn Ömer, kokulanmak istediği zaman ud ağacın­dan kokulanıyor ve sonra: Rasulullah da böyle kokulanıyordu1, diyordu.[465]

Ebu Zer'den: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Saç beyazlığı­nı değiştiren en güzel şey kına ve ketem (kırmızı ve siyah arasındma bir renk çıkaran ot)dir.[466]

İbn Ömer'den: "Sonra Rasulullah gümüş bir yüzük taktı. İnsanlar da gümüş yüzük taktılar.[467]

Enes b. Malik'ten: "Peygamber (s.a.v.)'in yüzüğü gümüşten ve yüzük taşıda ondandı. (Bir rivayette[468]: Sanki ben yüzüğünün parıltısına bakıyor­dum)."[469]

Temizlik alanındaki çeşitli kapsayıcı sıfatlar -güzel görünüme ek ola­rak- bunun delilidir. Temizlik gerçek anlamda güzelliğin temeli ve özüdür.

Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'On şey fıt­rattandır; bıyıkları kısaltma, sakalı düzeltme, dişleri fırçalama, suyu buruna çekme, tırnakları kısaltma, parmak aralarını yıkama, koltuk altlarını kopar­ma, etek tıraşı yapma ave istinca yapma..." Hadisi rivayet eden ravilerden biri olan Mus'ab diyor ki, onuncuyu unuttum. Ancak bu da suyu ağıza alma olacaktı.[470]

Hafız İbn Hacer diyorki: "Bu hasletler birbirini takip eden dini ve dün­yevi maslahatlarla ilgilidir. Görüntüyü güzelleştirme, genel ve detaylı ola­rak vücudu temizleme, taharetle ihtiyatlı olma, rahatsız eden kötü kokudan uzak durma, kâfirlerin şiarına karşı çıkma ve şu âyetin işaret ettiğini koruma bunlar arasındadır: 'Sizlere biçim verdik ve biçimlerinizi en güzel bir şekilde yaptık.1 Sözkonusu hasletleri koruma buna uygundur. Sanki âyet şöyle di­yor: Sizin suretlerinizi güzel yaptık, onu bozmayın, çirkinleştirmeyin veya güzelliğini korumaya devam edin. Sureti koruma arasında mürüvveti ve is­tenilen ülfeti koruma da vardır. Çünkü insan güzel bir biçimde görünürse nefsin isteği daha fazla çekici olur ve böylece sözü kabul edilir, görüşü kar­şılıklı olarak güzel karşılanır."[471]

Çağdaş süslenme araçları karsısında müslüman kadının konumu nedir?

Her çağın kendine özgü süslenme yöntemi ve aracı vardır. Bu yöntem ve araçlar hususunda Rasulullah döneminde her hangi bir vahiy gelmemiş­tir. Sadece insanların örfleri var olup, şeriat bu örfleri onaylamıştır. Şeriat, Allah'ın yasaklarından uzak kaldığı sürece süslenmeyi gerçekleştiren her türlü yöntemi onaylamıştır. Buna göre çağdaş bir çok süslenme araç ve bi­çimleri vardır ki, müslüman kadının bunları kullanmasında herhangi bir sakınca yoktur. Özellikle de gözleri, yanakları, dudakları, elleri ve ayakları süsleyen makyaj boyası abdest alırken suyun cilde ulaşmasını engelleyen bir maddeden olmadığı sürece bir sakınca yoktur. Nitekim şer'i kaide şöyle diyor: "Eşyada asıl olan mubah oluştur" Böyle olunce Allah'ın haram kıldık­larının dışında kalan şeylerin helal olduğunu bilmemiz yeterlidir.

Haram olan süslenme şu hadislerle açıklanıyor:

Abdullah bin Mes'ud'dan rivayetle: "Allah'ın yarattığı güzelliği değiş­tirmek için dövme yapana ve yaptırana, yüzünün ve alnının kıllarını aldıran­lara, dişlerinin arasını açana Allah'ın lanetini etmeyeyim."[472]

Ebu Hureyre (r.a.)'dan: "Rasulullah şöyle buyurdular: 'Saçma ilave saç takana ve taktırana, dövme yapana ve yaptırana Allah lanet etsin."[473]

Said bin Museyyeb'ten rivayetle: "Muaviye, Medine'ye gelerek bize hutbe verdi. Bir tutam saç çıkararak: 'Bunu Yahudilerden başkasının yaptı­ğını görmedim. Rasulullah'a bu ulaştığında onu günah diye isimlendirdi."[474]

Bazı fakihîer, bu süslenme biçimlerinden bazılarını eğer kocasının izniyle onu memnun etmek ya da maddi ve manevi ezaya sebep olan bede­nindeki ayıpları tedavi etmek içinse yasak sınırının dışında tutmaya yönel­mişlerdir.

Hafız İbn Hacer saç ekleme hadisinin şerhinde diyor ki: "Ebu Ley s ve Ebu Ubeyd'in çeşitli fakihlerin rivayetine göre yasak olan saçı saça ekleme­dir. Saça eklenen diğer şeyler yasağa dahil değildir. Ebu Davud Said bin Cu-beyr'den sahihi bir senetle şöyle naklediyor: Kadının saçına bağladığı ipekte bir sakınca yoktur. Ahmed de bu görüştedir. Bazıları belli olmayacak şekil­de saçı saça eklemekle belli olana arasını ayırarak birinciyi yasaklamıştır. Çünkü bu durumda aldatma sözkonusudur. Bazıları da gerek saçla gerekse başka bir şeyle saça yapılan ek kocanın izni ve bilgisi olduğu sürece mutlak olarak cevaz vermişlerdir. Konuyla ilgili hadisler bu görüşe delildir."[475]

Hafız İbn Hacer: "Yüzünün ve alnının kıllarını koparana ve dişlerinin ansını açana Allah lanet etsin." Hadisinin şerhinde diyorki: Taberi diyor ki: Bundan zarar ve eza veren şeyler istisnadır: Yemek yemeğe engel olan fazla dişin olması ya da acı ve elem veren fazla parmağının bulunması gibi. Erkek bu son durumda kadın gibidir. Bu tür ziyadeleri gidermek caizdir."

Nevevi diyor ki: "Bu tüyleri koparmada kadında çıkan sakal bıyık istis­na olup bunları gidermek haram değil, aksine müstehaptır."

Yukarıda demiştim ki: Bu kocanın izni ve bilgisine bağlıdır, böyle olmadığı zaman karıştırma olacağı kaygısıyla yasaklanmıştır.

Bazı Hanbeliler diyor ki: Bu tüyleri yolma günah işlemek içinse yasak­tır, yoksa güzeldir. Başka bir rivayette: Kocanın izniyle caizdir. İzni olmadı­ğı takdir de karıştırma olacağından haramdır. Diyorlar ki: Yüzün kıllarını giderme kırmızıya boyanma , renkelefle süslenme, elleri süslenme kocanın izniyle yapılıyorsa caizdir. Çünkü bu zinettir. Taberi Ebi İshak'tan o da hanı­mından şöyle rivayet ediyor: Hz. Aişe 'nin yanma girdiğinde, o genç bir kız­dı ve güzellik hoşuna gidiyordu. 'Kadın kocası için yüzünün kıllarını gidebi­lir mi?1 diye sordu. 'Yapabildiğin kadar kendinden ezayı uzaklaştır1, diye cevap verdi. Nevevi diyor ki: Belirtildiği gibi süslenme caizdir."[476]

Kocanın bilmesi ve iznini istisna kılan fakihlerin iki durumu gözettikle­rini sanıyoruz. Birincisi, kocanın bilmesini ortadan kaldıran karıştırma ve günah ikincisi, kocayı memmun etme. Bu durum bazen mendup bazen de vacip olur. Her iki durum da kadının kocasını memmun etmesini gerektiri­yor. Yoksa başkalarını aldatmayı değil.

Ebu Said el-Hudri'den rivayetle "Rasulullah şöyle buyurmuştur: İsrail oğullarından bir kadın küçük boylu olup iki uzun kadınla beraber yürüyordu. Sonra ayaklarına yüksek topuk giymiş, elinede incili bir altın yüzük takmış, güzel koku sürünmüş. O iki kadının yanından geçerken kadınlar onu tanıma­dı. Yüzüğündeki kokunun onlara bulaşması için elini silkti."[477]

Nevevi bu hadisin şerhinde diyor ki: "Bizim şeriatımıda onun hükmü, eğer doğru ve şer'i bir amaçla yapmışsa yani kendisini başkalarını tanıma­ması ve böylece kendisine eza etmemeleri için yapmışsa bir sakınca yoktur. Fakat bunu büyüklenmek ve kusursuz olanlara benzemek amacıyla yapmış­sa günahtır. Bu erkeklere ve başkalarına da haramdır."[478]


Yedinci Hak: Cinsel Faydalanma



Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle vann. Kendiniz için önceden hazırlık yapın. Allah'lan korkun, bilinniz ki siz O'na kavuşacaksınız. Müminleri müjdele!" (Bakara, 223).

Cabir (r.a.)'dan: "Yahudiler, kadına arkasından yaklaşıldığı zaman ço­cuğun daha güçlü olacağını söylüyorlardı. Bunun üzerine: 'Kadınlarınız si­zin için bir tarldır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle vann' âyeti nazil oldu."[479]

İbn Abbas'tan: "Bu kabile Ensardandı. Putlara tapıyorlardı. Bunlarla birlikte ehli kitap olan Yahudiler de vardı. Bunlar, Yahudileri kendilerinden ilim olarak üstün görüp birçok fiillerini örnek alıyorlardı. Ehli kitap kadınla­ra sadece bir taraftan yaklaşmakla emrolunmuşlardı. Ensar'dan olan bu ka­bile böylece onların bu fiilini aldılar. Kureyş'ten olan bu kabile ise kadınlara kötü açılıyorlar, arka ve önden lezzet alıyorlardı. Muhacirler, Medine'ye gelince, onlardan bir erkek ensarddan bir kadınla evlendi. Erkek onların yap­tığı gibi kadına davranmaya başladı. Kadın bunu kötü görerek şöyle dedi: 'Biz de kadına tek tarafından yaklaşılır, sende öyle yap ya da benden uzak-laş', dedi. Öyle ki bu ikisinin haberi yayılarak Rasulullah'a ulaştı. Bunun üzerine Allahu Teala şu âyeti indirdi: 'Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın." Yani ön taraftan çocuğun doğuduğu yerden."[480]

Bu iki hadis, bazı cinsel faydalanma biçimlerine işaret ediyor. Allahu Teala'nın haram kıldığı; arkadan ve hayızlı iken yaklaşmanın dışında eşle­rin hoş karşıladığı cinsel faydalanma, hangi biçimde olursa olsun sakınca yoktur. Çünkü, kanun koyucunun haram kıldığı şeyler hariç, işlerde asıl olan mübahlıhktır... Hoş karşılama alanı oldukça geniştir. İnsanların örflerine, mizaçlarına göre farklılık gösterebilir.

Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Oruç gecesi, kadınlarınıza, yaklaşmak, size helal kılındı. Onlar sizin elbisenizdir, siz de onların elbisesisiniz. Allah, sizin kendinize yazık etmekte olduğunuzu bildi de tevbenizi kabul edip sizi affetti artık şimdi onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yaz(ıp takdir etmiş ol)duğunu arayın; şafağın beyaz ipliği siyah iplikten ayırdedilinceye kadar yeyin için; sonra ta akşam oluncaya dek orucu tamamlayın; mescidlerde ibadete çekilmiş iken kadınla­ra yaklaşmayın. Bunlar Allah'ın (yasak) sınırlarıdır, bunlara yaklaşmayın. Allah insanlara âyetlerini böyle açıklar ki korunup sakınsınlar." (Bakara, 187).

Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.), oruçlu iken öper ve dokunurdu. O, nefsine on fazla sahib olanınızdı."[481]

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Oruçlu iken dokunma babı, yani, hükmünü beyan etme. Abdurrezzak sahih senediyle Mesruk'tan rivayet ediyor: Hz. Aişe'ye, adam oruçlu iken karısına neyin helal olacağını sordum. O da: 'CimaJıariç herşey," dedi.[482]

Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Sana adet görmeden soruyorlar. De ki: 'O eziyettir.' Adet halinde kadınlardan çekilin, temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlen­dikleri zaman Allah'ın emrettiği yerden onlara varın. Allah tevbe edenleri sever, temizlenenleri sever. (Bakara, 222)

Enes (r.a.)'dan: "Yahudiler, kendilerinden bir kadın hayız olduğu za­man onunla beraber yemek yemiyorlar ve cima etmiyorlardı. Peygamber'in ashabı bunu Peygamber'e sordular. Bunun üzerine Allahu Teala, şu âyeti in­dirdi: 'O bir rahatsızlıktır. Bu sebeple ay halinde olan kadınlardan uzak du­run...' Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Cima hariç her şeyi yapabilirsi­niz. Bu, Yahudilere ulaşınca: 'Bu adam karşı çıktığımızdan başka yaptıkları­mızdan başka yaptıklarımızı bırakmak istemiyor', dediler. Bunun üzerine Esyed b. Hudeyr ve Ubbad ibni Beşir gelerek: 'Ey Allah'ın Rasulü, Yahudi­ler, şöyle şöyle diyorlar. Kadınlarla cima etmeyelim mi?' dediler. Rasulul-lah'ın yüzü değişti. Öyle ki onlar kendilerine kızdığını sandılar..."[483]

Aişe (r.a.)'dan: "Bizden biri hayızlı olup da Rasulullah onunla beraber olmak istediği zaman, hayızlı olan yerlerine izar çekmesini emrediyor ve sonra beraber oluyordu."[484]

Bu konu, dördüncü ciltte detaylıca ele alınacaktır. Burada eşler arasın­daki haklara kısa da olsa değinmekle yetineceğiz.

Şeriat, kadını, kocasının hakkını eda etmeye teşvik ediyor:

Ebu Hureyre 'den: "Rasullullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Kadın kocası yanındayken onun izin olmadan oruç tutamaz."[485]

Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.): 'Kadını kocası yatağına çağırdığında reddederse, melekler sabaha kadar ona lanet ederler' buyurdular."[486]

Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Hiç bir adam yoktur ki kansım yatağına çağırdığı halde onu reddederse, ta razı oluncaya kadar gökte olanlar ona öfkelenirler."[487]

Tuleka bin Ali'den rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: 'Adam ihtiyacı için kansım çağırdığı zaman, kansı fırında ekmek pişiriyor olsa bile gitsin."[488]

Zeyd bin Erkam: "Adam karısını yatağına çağırdığı zaman, deve sırtın­da olsa bile icabet etsin."[489]

Ebu Said (r.a.)'dan rivayetle: Biz Rasulullah(s.a.v.)'in yanındayken bir kadın geldi ve: 'Ya Rasulullah, kocam Safvan bin Muğtal namaz kıldığım zaman beni dövüyor, oruç tuttuğum zaman, iftar ettiriyor' Rasulullah, Saf-van'a kadının söylediklerini sordu. O da: 'Ya Rasulullah, o sürekli oruç tutu­yor. Ben genç bir adamım sabredemiyorum1, dedi. Rasulullah (s.a.v.) o za­man: 'Kadın kocasının izni olmadan oruç tutamaz' buyurdu.[490]

Şeriat, kocayı kadının hakkını eda etmeye teşvik ediyor:

Avn b. Ebi Cüheyfe, babasından şöyle rivayet ediyor: "Rasulullah (s.a.v.) Selman ile Ebu Derda'yı eski bir elbise içinde perişan gördü ve: Bu ne haldir? diye sordu.O da: 'Kardeşin Ebu Derda 'nın dünyada bir işi yoktur, dedi. Bu sırada Ebu Derda geldi. Selman ona:' Senin üzerinde Rabbinin bir hakkı vardır. Her hak sahibine hakkını vermelisin', dedi. Bunun üzerine Ebu Derda, Rasulullah'a gelerek bunu ona anlattı. Rasulullah(s.a.v.): 'Selman doğru söylemiştir', buyurdu.[491]

Abdullah bin Amr (r.a.)'dan rivayetle: "Babam beni soylu bir kadınla evlendirdi. Geçimimizi gözetir, gelinine kocası hakkında sorardı, 'Abdullah iyi bir erkek. Ben ona geldiğimden beri yatağıma ayak basmadı, örtümü aç­madı, dedi. Bu uzayınca Rasulullah (s.a.v.)'e haber verdi. Rasulullah: 'Onu bana getir', dedi. Bunun üzerine Rasulullah'la karşılaştığım zaman bana : "Nasıl oruç tutarsın ?' diye sordu. Ben: 'Her gün' dedim. Sonra: 'Nasıl hatim edersin?' diye sordu. Ben de: 'Her gece' dedim." (Başka bir rivayette[492]: Ra­sulullah (s.a.v.) bana: 'Ey Abdullah! Sana haber vereyim mi? Sen her gün oruç tutuyor, her gece ibadet ediyorsun1, buyurdu. Ben de: Evet: 'Ya Rasulul­lah', dedim. Rasulullah: 'Böyle yapma: bazen oruç tut, bazen ye, bazen iba­det et, bazen uyu. Bedeninin senin üzerinde hakkı vardır. Karının senin üze­rinde hakkı vardır.' buyurdu.)"[493]

Cabir (r.a.)'dan rivayetle: "Biz Rasulullah (s.a.v.)'in zamanında azl ya­pardık. Rasulullah, bizi bundan nehyetmedi."[494]

Hafız îbn Hacer diyorki: "Azl meselesi, kadına zarar verdiği gibi kadın da lezzet alamıyor. Selef alimleri azlin hükmü hususunda ihtilaf etmişler­dir. İbn Abdil Berr diyor ki: 'Alimler arasında özgür bir kadından izin almak­sızın azl yapılamayacağı konusunda ihtilaf yoktur. Çünkü cima, hakkı olup onu isteyebilir. Azl olmadan yapılan cima bilinen cima değildir. Bu icmanın nakline İbn Hubayr'de katılarak bu meselede Şafiilerce meşhur ihtilafın olduğunu eklemiştir. Cumhur bu görüşüne Ahmed ve İbn Mace'nin şu lafız­larla naklettikleri hadisi delil getirmişlerdir: 'Özgür bir kadına izni olmadan azl yapılmasını nehyeUi.'Hadisin senedine İbn Hey'a vardır. Üç mezhepte özgür bir kadının izni olmadan azl yapılamayacağı hususunda nakledildiği­ne göre, cima terkedildiği takdirde kadına zarar dokunacaksa kadının cima isteme hakkı vardır. İbn Hazım ise cimanın vacip olduğunu belirtmiştir."[495]

Erkeğin hakkım tekid eden ve kadını da buna hemen cevap vermeye teşvik eden bir çok nass vardır. Bunun anlamı şudur: Erkek, fıtratı gereği is­teyen, kadın ise istenilendir. Erkek, kadına karşı daha fazla istekli ve daha az sabırlıdır. Erkek hayatı, faaliyetleri gereği çeşitli etkenlerle karşı karşıyadır. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: 'Sizden birinin gözüne bir kadın ilişirse hemen ailesine gelsin"[496] Başka bir rivayette: "Sizden birinin hoşuna bir ka­dın giderek kalbine düşerse, kadınına gelsin ve cima etsin."[497] Erkek, iste­ğinde nazik olmalıdır. Kadın da buna refakat edip isteğine cevap vermelidir.[498]

Fethu'l-Bari'de: "Erkek, kadını yatağına çağırdığı zaman" hadisinin şerhinde şunlar aktarılıyor: (Erkeğin cimayı terketmeye olan sabrı, kadının sabrından daha azdır. Erkeği nikâha çağıran rahatsızlıklar daha güçlüdür. Bu sebeple kanun koyucu bu konuda kadının erkeğe yardımcı olmasını teş­vik etmiştir.) [499]


Cinsel İlişkide Bulunmanın Âdabı



a) Salih bir niyet

Eşlerin kötü harama düşmeleri yerine, helalle yetinme ve korunma niyetinde bulunmaları ne güzel bir şeydir. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Sizden birinin fercinde de sadaka vardır,' Biz: 'Ya Rasulullah! Bizden biri şehvetle gelirse bunda ecir olur mu? diye sorduk. Rasulullah: Şehvetini haramla giderseydi, ona sorumluluk olur muydu?' diye sordu. Biz: 'Evet, günah olurdu', dedik. Bunun üzerine Rasulullah: 'Nitekim şehvetini helalle giderirse, on da ecir vardır', buyurdu."[500]

Hadis, her halükârda niyet etmeseler de eşlerin ecir aldıklarına işaret ediyor. Çünkü onlar güzel olan helali yapıyorlar. Helal olan bir fiil, niyetsiz de olsa sevabı oluyor, niyetli de olsa . Yine eşlerin Allahm kendilerine helali kolaylaştırmasından dolayı onun nimetlerine şükretmesine güzeldir.

b) Cinsel ilişkiden önce dua:

Eşlerin cimadan önce Allah'a yönelerek dua etmeleri gerekir. Nitekim Rasulullah bunu bize öğretmiştir:

İbn Abbas 'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: Sizden biri ehline geldiği zaman: 'Allah'ın adıyla, Allah'ım, şeytanı benden ve bizi rı-zıklandıracağın şeyden uzaklaştır' desin. Sonra o ikisine takdir olunursa ya­ni çocukları olursa, şeyten ona asla zarar veremez."[501]

Uykudan önce gusletmek veya abdest almak veya teyyemmüm etmek:

Abdullah bin Ebi Kays'dan rivayetle: "Aişe (r.a.)'a 'Rasulullah (s.a.v.) cünüp olunca ne yapardı? Uyumadan önce gusleder miydi? gusletmeden önce uyur muydu?' diye sordum. Aişe (r.a.): 'Bunların hepsini yapardı. Ba­zen gusleder uyur, bazen de abdest alıp uyurdu', dedi. Ben: 'Allah'a hamdol-sun ki, bu işte genişlik kıldı', dedim."[502]

Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) cünüp iken uyumak istedi­ği zaman fercini yıkar ve namaz abdesti gibi abdest alırdı."[503]

İbni Ömer (r.a.)'dan: "Ömer (r.a.): 'Ya Rasulullah! Bizden biri cünüp iken uyuya bilir mi?' Rasulullah: 'Evet, o zaman abdest alsın. (Başka bir rivayette[504] 'Abdest al ve fercini yıka sonra uyu)."[505]İbni Huzeyme ve İbni Hıbban'ın rivayetinde: 'Evet, istersen abdest al' buyurdu."[506]

Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah cünüp olduğu zaman uyumak isterse ab-dest alır veya teyemmüm ederdi."[507]

c) Cinsel ilişki ile ilgili sırları gizleme:

Cinsel ilişki, insanın özel hallerinden biridir. Bu sebeple Müslüman erkek ve kadın, cinsel ilişki esnassmda geçer söz ya da fiilleri insanlara anlatmamalıdırlar. Yine ortaya çıkan bir ayıbı yaymamalıdırlar. 'Şer'an ve örfen gizlenmesi gereken güzelllikleri de zikretmemelidirler. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

Ebu Said el-Hudri'den: "Kıyamet gününde Allah katında insanların en kötüsü; erkeğin hanımryla, hanımın da erkeğiyle içli-dışlı olmasından sonra bu sırrı yayandır."[508]

Esma binti Yezid'den: "Esma Rasulullah'ın yanındaydı. Kadınlar ve erkeklerde oturuyorlardı. Rasululllah (s.a.v.): 'Belki de adam ailesine ne yaptığını kadın da kocasına ne yaptığını haber veriyor', buyurdu. Bunun üze­rine topluluk sustu. Ben de: 'Doğru, ey Allah'ın Rasulü! Erkekler kadınları­na, kadınlar da erkeklerine ne yaptıklarını haber veriyorlar', dedim. Rasulul­lah (s.a.v.): Böyle yapmayın. [509]Ancak bu yolda dişi şeytanıyla karşılaşan ve insanlar kendilerine baktığı halde cima eden şeytanın misali gibidir. [510]


Cinsel İlişkiyle İlgili Bir Konuyu Araştırma



Mesela: Eşlerin birbirlerinin avretlerini görmeleri helal midir?

Doğrusu bu herhangi bir sakıncası olmayan güzel bir helaldir. Allah'ın mü'min kullarına meşru kıldığı güzel faydalanmanın daha fazla gerçekleş­mesine yardımcı olur. Bunun delili şunlardır:

Meymune (r.a.)'dan: "Peygamber (s.a.v.)'e yıkanma suyu koydum, iki ya da üç kez elini yıkadı; sonra sol eliyle avret mahallini yıkadı. (Bir başka rivayette:[511] Fercini ve oralarına isabet eden yıkanacak şeyleri de yıkadı.) Sonra elini yere sürdü. Ağzına burnuna su aldı. Ellerini ve yüzünü yıkadı. Sonra vücuduna su aktardı. Sonra da bulunduğu yeri değiştirerek ayaklarını yıkadı."[512]

Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) yıkanmaya sağından baş­lar, su dökerek sağ tarafında yıkanması gereken yerleri yıkardı. Sonra sol ta­rafını yıkardı. Sol tarafını bitirince başına su dökerdi... Cünüp olduğumuz zaman ben ve Rasulullah aynı kaptan yıkanıyorduk. (Başka bir rivayette [513] Onunla benim aramda bir kap vardı. Rasulullah 'bana da dök, bana da dök' demem için beni bekliyordu.)"[514]

Ümmü Seleme ve Meymune (r.a.)'dan rivayetle: "İkisi de cünüp ol­duklarında Rasulullah'la aynı kaptan yıkanıyorlardı."[515]

Hakim babasından rivayetle: "Dedim ki: 'Ey Allah'ın Rasulü avret yerlerimizi kimden sakınalım, kimden sakınmayalım. Rasulullah: 'avretini kadının ve sağ elinin altında bulunan hariç herkesten koru' buyurdu.[516]

Hafız İbn Hacer diyor ki: "(Davudi, Hz. Aişe'nin 'Ben ve Rasulullah bir kaptan yıkanıyorduk' hadisiyle erkeğin hanımının avretine, kadının da er­keğin avretine bakmasının caiz olduğuna delil getirmiştir. Bunu İbn Hıb-ban'ın Süleyman bin Musa yoluyla rivayet ettiği şu rivayet de destekliyor: 'Kadının fercine bakan bir adam hakkında sorulduğunda Hz. Aişe bu hadisi zikretmiştir.' Bu konuda, bu hadis delildir, Allah daha iyisini bilir."[517]

Şeyh Nasuriddin Elbani diyor ki: "Bu, Hz. Aişe'den: 'Rasulullah'ın av­retini kesinlikle görmedim' diye rivayet edilen sözün asılsız olduğunu gös­teriyor."[518]

İbni Urve el- Hanbeli: "El- Kevakib"de diyor ki: "Eşlerin birbirlerinin bedenlerine bakması, ferçleri de dahil birbirlerinin bedenlerine dokunması mubahtır. Çünkü ferçten faydalanma, helaldir. Bedenin diğer kısımları gibi ona bakmak ve dokunmak caizdir." Bu, Maliki ve diğer mezheplerin görü­şüdür. İbni Sad Vakidi'den rivayetle şöyle diyor: "Malik bin Enes ve ibn Ebi Zi'b'in bu konuda bir sakınca görmediklerini gördüm. Kadını ona, o da kadı­nına bakıyordu.)[519]


Sekizinci Hak: Rahatlatma



Şeriat rahatlatmaya teşvik ediyor:

Abdullah bin Cabir (r.a.)'dan: "Babam öldü, geride yedi veya dokuz kız bıraktı. Bunun üzerine dul bir kadınla evlendim. Rasulullah bana: 'Ey Cabir, evlendin mi?' diye sordu. Ben de: 'Dul', deyince Rasulullah: 'Bakire değil mi? Sen onunla oynaşırdın, o da seninle oynaşırdı; sen onunla gülerdin o da seninle gülerdi' dedi. Ben de ona dedim ki: 'Abdullah öldü, geride kızları kaldı. Onların yanına onlar gibisini getirmeyi uygun görmedim. Onları gö­zetecek ve ıslah edecek bir kadınla evlendim'. Bunun üzerine Rasulullah: 'Allah sana mübarek kılsın1 buyurdu."[520]

Kadın tarafından rahatlatma örnekleri:

Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah'ın yanında küçük kızlarla oynu­yordum. (Bu evliliğimin ilk günleriydi.) Benim arkadaşlarım olup benimle-oynuyorlardı. Rasulullah içeri girdiğinde onlar kayboluyorlardı. Rasulullah benimle oynamaları için onları gönderiyordu."[521]

Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Bir bayram günü siyahiler kalkan mızrak oy­nuyorlardı. Ya ben, Rasulullah'tan izin istedim, yahut o: 'Bakmak ister mi­sin?1 diye sordu. "Evet' dedim. Bunun üzerine beni arkasına yanağım yanağı­na değecek şekilde durdurdu. Rasulullah onlara: 'Haydi! Erfıde oğullan' di­yordu. Nihayet usandığımda: 'Artık yeter mi?' dîye sordu. 'Evet' dedim. O da: 'Öyle ise git" buyurdu."[522]

Aişe (r.a.)'dan rivayetle: "Rasulullah (s.a.v.) sefere çıkmak istediği zaman hanımları arasında kur'a çekerdi. Bir seferde kur'a Aişe ile Hafsa'ya çıktı. Rasulullah gece olunca, Aişe'nin yanma biner, onunla konuşarak yol­culuk ederdi. Bir gün Hafsa Aişe'ye: ıBu gece sen benim deveme binsen, ben de senin devene binsem, sen görmediğim şeyleri görürsün, ben de görmedi­ğim şeyleri görürüm' dedi. Aişe: 'Peki olur', dedi.[523]

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Sanki Hz. Aişe, böylesi bir teklife görmedi­ği şeyleri görme isteğinden dolayı cevap vermiştir. Bu mesele, her ikisinin yolculuk esnasında birbirlerine yakın olarak yürümediklerini gösteriyor. Nitekim deve yolculuğunda adet olduğu üzere herkes farklı yerlerde yola devam eder."[524]

Aişe(r.a.)'dan: "(Bir defasında) Hz.Aişe Rasulullah'la beraber sefere çıkmıştı. Rasulullah ashabına: 'İleri doğru gidiniz' buyurdu. Sonra Hz. Aişe'ye: 'Gel yarışalım', dedi. (Hz. Aişe diyor ki: 'O zaman kilolu değildim'). Hz. Aişe Rasulullah'la yarış yaptı ve onu geçti. Bir süre geçtikten sonra onunla beraber yine sefere çıktım. Ashabına: İleri doğru gidiniz' buyurdu^ 'Bana gel yarışalım', dedi. Ben önceki yarışmayı unutmuştum ve kilo almış­tım. Rasulullah'a: 'Ey Allah'ın Rasulü! Ben bu halimle seninle nasıl yarışabi­lirim', dedim. O: 'Yarışabilirsin', dedi. 'Onunla yarıştım ve beni yarışta geçti ve gülmeye başlayarak: Bu o yarışmadandı', buyurdu."[525]

Aişe (r.a.)'dan: "Rasulullah (s.a.v.) yanıma girdi ve yanımda da buas türküsü söyleyen iki cariye vardı. (Bir rivayette: Türkü söylemiyorlardı.[526] Başka bir rivayette: Def çalıyorlardı.[527] Rasulullah yatağa uzanarak yüzünü çevirdi. Ebu Bekir gelip beni azarlayarak: 'Şeytanın çalgısı Peygamber'in yanında mı?' dedi. Bunun üzerine Rasulullah dönerek: 'Onları bırak' buyur­du. Uykuları gelince kalkıp gittiler."[528]

Hafız îbn Hacer diyor ki: "Bu hadiste bayram günlerinde aileyi rahatla­tacak meşru faydalar vardır. Bunlarla ibadetten dolayı yorulan beden rahat­lar ve nefis dinlenir... Yine bu hadiste, dinin şiarından olan bayram günlerin­de sevinci belirtmenin gerekli olduğu vurgulanıyor. Bu hadisle, cariyeye sa­hip olunmasa bile onun yaptığı müziği dinlemenin caiz olduğuna delil geti­rilmiştir. Burada unutulmamalı ki caiz oluşu, fitneden emin olunduğu süre­cedir. Allah daha iyisini bilir..."[529]

Erkek tarafından rahatlatma örnekleri:

Aişe (r.a.)'dan: "Bir zamanlar on bir kadın bir yerde oturmuş ve kocala­rının haberlerinden hiçbir şeyi gizlemeyeceklerine dair söz vermişlerdi. Bunlardan birinci kadın demişti ki: 'Benim kocam bir dağ başındaki devenin etidir. Kolay değilki çıkıla, semiz değil ki arzulana'. İkinci kadın demiştir ki: 'Kocamın haberini yayamam. Onunu gizli ve açık günahlarının tamamını açıklayamamaktan korkarım...' Onbirinci kadın elemiştir ki: 'Kocam Ebu Zer'dir. Ebu Zer'in ne çok hoş görüHi bir kişi olduğunu bilir misiniz? O iki kulağımı takılarla doldurdu. Pazularımı şişmanlattı...' Ebu Zer'in hanımı anlatmaya devam ederek der ki: 'Her tarafta süt tulumları yağı çıkarılmak için çalkalanmakta idi. Yolda bir kadınla karşılaştı. Yanında pars gibi iki çocuk vardı. Koltuğunun altında memeleriyle oynuyorlardı. Kocam beni boşadı ve o kadınla evlendi. Ondan sonra soylu bir adamla evlendim. O ku­sursuz yürür ve güzel ata binerdi. Bana güttüğü hayvanlardan birer çift verir­di'. Bana: 'Ey Ümmü Zer! İstediğin gibi ye, iç ve akrabana ihsan et', derdi. Ümmü Zer der ki: 'Bununla beraber ben bu ikinci kocamın bana verdiği şey­lerin hepsini bir araya toplasam Ebu Zer'in en küçük kabını doldurmaz'. Ha­disin ravisi Hz. Aişe der ki: Rasulullah bana: 'Ey Aişe ! Ben sana Ebu Zer'in Ümmü Zer'e nisbeti gibiyim', dedi."[530]

Hafız İbn Hacer diyor ki: "Ben sana Ebu Zer'in Ümmü Zer'e nisbeti gibiyim" sözüne Heysem b. Adi rivayetinde: Ayrılıkta ve terketmede değil vefa ve bağlılıkta, ifadesini de eklemiştir. Zübeyr sonunda şunu eklemiştir: Ebu Zer onu boşadı. Ancak ben seni boşamayacağım. "Taberani de aynı eki rivayet etmiştir, Nesai ve Taberani rivayetlerinde şunu da eklemişlerdir: Ai­şe (r.a.) dedi ki: 'Ey Allah'ın Rasulü! Sen, annem ve babamdan bana daha ha­yırlısın.' Zübeyr'in rivayetinin başında ise: 'Annem babam sana feda olsun. Sen bana Ebu Zer'in, Ümmü Zer'e nisbetinden daha hayırlısın."[531]

Bu hadiste daha önce geçmeyen bir çok fayda var; kişinin ailesine karşı iyi davranması, haram olan şeylere götürmediği sürece mubah olan mesele­leri karşılıklı konuşması, bazen şaka yapması bununla nefsini rahatlatması, erkeğin kadınıyla ilgilenmesi, bozulmaya götürmediği sürece karısına onu sevdiğini bildirmesi... Yine hadiste çıkarılması gereken faydalardan bazıla­rı; önceki ümmetler ve onlarla ilgili misallerin ibret olarak verilmesi. Yine duyulmamış haberleri anlatarak nefisleri rahatlatmanın caiz oluşu..." [532]

Dokuzuncu Hak: Kıskanma



Şeriat eşit Kıskanma hakkını onaylıyor!

Cabir b. Atik'ten: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle diyordu: 'Allah'ın sevdiği kıskanma vardır, kızdığı kıskanma vardır. Sevdiği kıskanma şüpheli olanı­dır, kızdığı kıskanma ise şüphesiz olanıdır."[533]

İyad diyor ki: "Kıskanma, birine ait olan bir şeye başkasının ortak olma­sı nedeniyle kalbin değişmesi ve kızgınlığın galeyana gelmesidir. Kıskan­ma en eşler arasında olur..."[534]

Bu tarife göre erkek tarafından yapılan meşru ve övülmüş kıskanma, kendisine ait olan bir kadına yabancı erkeklerin ortak olması sabebiyle gö­rülen kıskanmadır. Ancak yabancı erkeklerin kadının yüzünü, elini görmesi veya iyilikle onunla konuşması erkeğe ait olan şeylerden değildir. [535]


Kıskanma Çeşitleri:



Övülen kıskanma :

Bu şüpheli olan kıskanma olup misali şudur:

Sad b. Ubade'den rivayetle şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Rasulü! Eğer ailemle beraber bir erkek görsem dortşahid getirinceye kadar ona dokun­mayacak mıyım? Rasulullah (s.a.v.) 'evet' dedi. Sad da: Seni hak ile gönde­rene yemin olsun ki hayır! ondan önce kılıca davranırım, dedi. Rasulullah (s.a.v.): Efendinizin ne söylediğini dinleyin. Şüphesiz ki o kıskançtır. Ben ondan daha kıskancım. Allah'da benden daha kıskanç. (Buhari'nin rivaye­tinde[536]: Allah kıskançlığından dolayı açık ve gizli olan fuhşiyatı haram kıl­mıştır. Bunun için müjdecileri ve korkutucuları göndermiştir.)[537]

Buradaki kıskanma, şüpheli kıskanma olduğu için övülen kıskanmadır. Fakat bu ileri boyuta giderek söylenmemesi gereken bir sözü söylemeye it­miştir. Belki de başka bir adamı, zina edeni öldürme gibi söylenmemesi ge­reken bir sözü söylemeye itebilir. Oysa şeriat zina eden kimsenin kanının mubah olması için dört şahid olmasına dair kurallar koymuştur.

Yine eşler arasındaki kıskanma, başka bir taraftan olan şüpheden dola­yı ise bu da övülmüş kıskanmadandır.

Yerilmiş kıskanma:

Bu şüphesiz olan kıskanma olup misali şudur:

Muhammed b. Kays b. Muhrime b. Muttalib'den rivayetle bir gün şöyle demiştir: "Size kendim ve annem hakkında konuşayım mı?' dedi. Biz de kendisini doğuran annesini kasdettiğini sandık. Aişe (r.a.) dedi ki: 'size ken­dim ve Rasulullah hakkında konuşayım mı?" Biz de: 'evet' dedik. Aişe (r.a.) şöyle devam etti: Benim gecemde Rasulullah (s.a.v.) yanımdaydı. Yatağına giderek elbisesini çıkardı. Ayakkabılarını çıkararak ayak tarafına koydu. İzannı yatağa sererek uzandı. Elbiselerini benim uyuduğumu sanmcaya kadar giyinmedi. Beni uyandırmamak için elbisesini ve ayakkabısını yavaş­ça alarak kapıyı açıp çıktı. Kapıyı yavaşça kapattı. Ben de gömleğimi başı­ma alarak örtü yaptım ve üzerimi izarımla kapatarak onu takip etmeye baş­ladım. Ta ki baki mezarlığına geldi. Uzun bir süre ayakta durdu. Sonra elle­rini üç defa yukarı kaldırdı. Sonra döndü ben de döndüm. Hızlı hızlı yürü­meye başladı ben de hızlı hızlı yürüdüm, koştu ben de koştum. Böylece on­dan önce eve gelerek yatağıma girdim uzandım. Rasulullah da eve girdi ve: 'Ey Aişe! Bu soluma da niye ?' diye sordu. 'Bir şey yok', dedim. Rasulullah: 'Ya sen bana haber verirsin ya da herşeyi bilen latif olan haber verir, dedi. Ben de:'Ey Allah'ın Rasulü! Annem babam sana feda olsun', diyerek olayı haber verdim..."[538]

Ebu Said el-Hudri'den: "Bizden yeni evli bir genç vardı. Rasulullah'la birlikte Hendeğe gittik. O genç Öğleğin ailesine gitmek için Rasu llu İlah'tan izin istiyordu. Rasulullah bir gün ona izin vererek şöyle dedi: 'Silahını yanı­na al. Sana Kureyza tarafından bir zarar gelmesinden korkuyorum. Adam si­lahını alarak gitti. Hanımı iki kapı arasında ayakta bekliyordu. Adam karısı­nı kıskanarak onu yaralamak için okunu attı. Kadın: 'okunu çek ve beni ne­yin dışarı çıkarttığını görmen için eve gir', dedi. Adam eve girdiğinde yatağa uzanmış büyük bir yılan gördü ve okunu ona attı..."[539]

Bu iki olay güven ve hüsnü zan hakkını sunarken daha önceden geç­mişti. Burada ise kanun koyucunun bu düzeyde kıskanmayı hoşgörmediğini açıklamak için nakledilmiştir. Ki bu düzeyde kıskanma arkadaşına karşı su-i zan anlamına gelir.

Aşırı kıskançlık:

İtidal sınırını aşan kıskanmadır. Bunun etkillerini tedavi etmede nazik davranılmalıdır. Yine bunun sürüklemesinden uzak durmak gerekir. Bu af­fedici arakadaş tarafından yapılacak olanlar. Ama buna mübtela olan tarafa gelince, imkânlar ölçüsünde duygularını kontrol altına almak için çaba sar-fetmesi gerekir, Yine şeriata ters düşen birşeyin sadır olmaması için davra­nışlarını kontrol etmelidir. İşte fazla kıskananlarla ilgili bazı örnekler:

Abdullah b. Ömer'den: "Ömer'in bir hanımı vardı ki o sabah ve akşam mesçcitte cemaatle namaz kılıyordu. Ona denildi ki: 'Niçin çıkıyorsun?' Bi­liyorsun ki Ömer bunu hoş karşılamıyor ve kıskanıyor'. 'Ömer'in engellemesi beni alıkoyamaz', dedi. Ömer: Rasulullah'm şu sözü engelliyor: 'Kadınla­rın Allah'ın mescidlerine gitmelerine engel olmayın."[540]

Burada Hz. Ömer'in fazla olan kıskanmasını kontrol altına alarak hanı­mını Rasulullah'm şu sözüne uyarak mescide gitmekten alıkoymadığını görüyoruz: Kadınların Allah'ın mescidlerine gitmelerine engel olmayın."

Cabir b. Abdullah'dan: "Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Bir kere rüyamda kendimi cennette gördüm. Cennette bir de köşk gördüm. Av­lusunda bir de cariye vardı. (Başka bir rivayette[541]: Köşkün yanında bir ka­dın abdest alıyordu.) 'Bu köşk kimindir?' diye sordum. 'Ömer'indir1, diye ce­vap verdiler. Onun içine girmek ve bakmak istedim. Fakat ey Ömer! Senin kıskançlığını hatırladım. Bunun üzerine Ömer: Babam, anam sana feda ol­sun ya Rasulullah!.. Sana karşı mı kıskan cim? diye cevap verdi."[542]

Buradaki kıskançlığın Ömer'in kadınıyla hiçbir ilgisi yoktur. Fakat ha-disde İbn Battal'ın işaret ettiği anlam vardır: Hadisten şu çıkarılır: Arkadaşı­nın huyunu bilen bir kimsenin onun nefret ettiği şeyi yapmaması gerekir.[543]

Hadis, Rasulullah'm Ömer'deki kıskançlığı nasıl gözettiğini ve köşke-girmekten nasıl vazgeçtiğini gösteriyor. İşte böylece eşler Rasulullah'tan ders alarak bir diğerinde bulunan fazla kıskaçlığa imkân dahilinde karşı çıkmalıdır.

Ebu Bekir'in kızı Esma'dan: "Rasulullah (s.a.v.)'in Zübeyr'e verdiği yerden başımda hurma çekirdeği taşıyordum. Bu yer evime üç fersah uzak-Iığındaydı. Bir gün başımda hurma çekirdeğiyle gelirken Rasulullah (s.a.v.) ve yanında ashabtan bir grupla karşılaştım. Rasulullah beni çağırdı sonra arkasına binmem için devesine 'Ih, Ih' dedi. Ben erkeklerle beraber yolculuk etmekten utandım, ve Zübeyr'in kıskançlığını hatırladım. Zübeyr insanların en kıskancı idi. Rasulullah (s.a.v.) utandığımı anladı ve yoluna devam etti. Bunun üzerine Zübeyr'in yanına gelince dedim ki:'Bu gün Rasulullah ve yanında ashabtan bir grupla karşılaştım. Arkasına binmem için devesini çöktürdü, fakat ben utandım ve senin kıskançlığını hatırladım. Bunun üze­rine Zübeyr: 'Allah'a yemin olsun ki, senin başında hurma çekirdeği taşı­man, Onunla beraber deveye binmenden daha ağır oldu."[544]

Burada Esma'nın, kocasının fazla olan kıskançlığını gözeterek nasıl tahammiil ettiğini görüyoruz.

Yine Zübeyr'in nerdeyse fazla olan kıskançlığı aşan faziletli davranışı­nı görüyoruz: "Allah'a yemin olsun ki, senin başında hurma çekirdeği taşı­man, Onunla beraber deveye binmenden bana daha ağır oldu." Bu anlamı Hafız İbn Hacer de açıklıyor.[545]

Yine Esma'nın kocasının kıskançlığını gözeterek meşakkatine nasıl tahammül ettiğini görüyoruz.

Esma(r.a.)'dan: "Bana bir adam gelerek: 'Ey Abdullah'ın annesi! Ben fakir bir adamı. Evinin gölgesinde satış yapmak istiyorum', dedi. Ben de: 'Eğer ben izin versem, sen benden iste, Zübeyr de buna şahit olsun1, dedim. Bunun üzerine adam gelerek: 'Ey Abdullah'ın annesi! Ben fakir bir adamım. Evinin gölgesinde satış yapmak istiyorum', dedi. Ben de: 'Medine'de benim evimden başka ev yok mu?1 dedim. Zübeyr bana: 'Sana ne oluyor da satış yapacak fakir bir adamı engelliyorsun?. Adam geçimini sağlamak için satış yapıyor', dedi."[546]

Burada kocasının kıskançlığını gidermek için Esma'nın hile yaptığım, Zübeyr'in de iyilik yapma sevgisinin kıskançlık duygusunun Önüne geçtiği­ni görüyoruz .

Ümmü Selem'den: "Rasulullah (s.a.v.) Hatıb b. Belta'yı beni istemesi için bana gönderdi. Ona dedim ki: 'Benim bir kızım var. Onu kıskanıyorum'. Rasulullah (s.a.v.): 'Kızına gelince, Allah'a dua ederiz, kızı, ondan müstağni kılsın ve Allah'a dua ederim kıskançlığın gidersin', buyurdu.[547]

Burada Ümmü Seleme fazla olan kıskançlığını belirtiyor ve bu sebeple Rasululiah'la evlenmeyi kabul etmeye mazeret sürüyor. Rasulullah'la bera­ber olmada şeref ve ikram olsa da...

Mazur olan kıskanma:

Bu tür kıskanma sahibi haram yapmadığı sürece mazurdur. Yani ondan sadır olan küçük günahlar mesabesinde kabuledilir. Bunun örnekleri:

Kadının önceki hanımı kıskanması:

Aişe (r.a.)'dan: "Peygamber'in hanımlarından Hatice'yi kıskandığım gibi hiçbirini kıskanmadım. Fakat Peygamber onu çok çok zikrediyordu. Belki de Peygamber bir koyun kesip ve parçalarını Hatice'nin arkadaşlarına gönderdiği için. Ne zaman: 'Dünyada ondan başka kadın yok mu?', desem Peygamber: 'O benim için bir taneydi. Benim ondan çocuğum vardı', der­di."[548]

Aişe (r.a.)'dan: "Bir keresinde Hz. Hatice'nin kız kardeşi Hale binti Hü-veylid, Peygamber'in huzuruna girmek için izin istedi. Kadının sesi de Hatice'nin sesine pek benziyordu. Rasulullah, kadının sesini işitince Hati­ce'yi hatırlayarak sarsıldı. Hz. Aişe der ki: 'Artık tahammül edemeyerek: 'Ey Allah'ın Rasulü! Allah sana Kureyş'in dişleri dökülmüş ihtiyar kadını yerine gencini verdi', dedim. Rasulullah: 'Ey Aişe! Öyle söyleme! Hatice benimle müslümanlık uğruna bütün servetini feda etti', buyurdu."[549]

İşte Hz. Peygamber'in Aişe'ye mazereti. Ve Hatice hakkında onun söy­lediklerine yüz çevirmesi.

İkinci hanımla evlenmeye kadının kıskançlığı:

£nes b. Malik'ten: "Rasulullah (s.a.v.) bazı kadınlarının yanındaydı. Rasulullah'ın bulunduğu eve mü'minlerin annelerinden biri bir tabak yemek gönderdi. Evinde bulunduğu kadın hizmetçinin elinde bulunan tabağa vurdu ve tabak kırıldı. Rasulullah tabak kırıklarını topladı sonra da tabağın içinden yere dökülen yemeği toplayarak: Anneniz kıskandı, buyurdu. Sonra Rasu­lullah, tabağı kıran kadın kendi yanından bir tabak getirinceye kadar hizmet­çiyi bekletti. Sağlam tabağı, tabağı kırılana, kırılan tabağı da tabağı kırana verdi."[550]

Burada kıskançlık yapana telef etlisi şey ödetildi ve Rasuîullah: Anne­niz kıskandı, sözünden başka bir şey demedi.

-Aişe (r.a.Vttan: "Rasulullah (s.a.v.) Zeyneh binti Cahş'ın yanında kalıyor ve bal içiyordu. (Bir rivayette: [551]'Orada her zamankinden çok kaldı ben de bunu kıskandım). Bunun üzerine Hafsa ile ben inil ak ederek ikimiz­den hangimizin yanına Rasulullah gelirse ona: 'Ey Allah'ın Rasulü! Meğafîr mi yedini/? Sizde meğafir kokusu duyuyorum1, desin, diye sözleşlik. Rasu­lullah. Iljlsa'mn yanına geldiğinde Hafsa öyle sö}Ldi. Rasulullah: 'Hayır ben nıc^afir yemedim. Yalnız Zeyncb binti Cahş'ın yanında bal şerbeti iç-mı^tıuı. Aıtık bir daha onu içmem. (Başka bir rivayette:[552] 'Artık onu bir daha içmemek üzere yemin ettim. Bunu kimseye haber verme').[553] Bunun üzerine şu âyeti kerime nazil oldu:

"Ey Peygamber, niçin Allah'ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin hatırı için haram kılıyorsun? Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Aüah size, yeminleri­nizi (keffaretle) çözmeği meşru kılmıştır. Allah, sizin sahibinizdir. O, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü (başkasına) haber verip, Allah da Peygam-ber'i, eşinin bu davranışına muttali kılınca (Peygamber eşine) o (söyledi­ğinin bir kısmını bildirmiş (şunları, şunları filana söyledin demiş), bir kıs­mından da vazgeçmişti. (Peygamber) bunu eşine haber verince eşi: 'Bunu sana kim söyledi', dedi. (Peygamber): 'Her şeyi bilen, haber olan (Allah) bana söyledi", dedi."

Eğer ikiniz kalblerinizin sapmış olmasından dolayı Allah'a tevbe ederseniz (ne ala). Ve eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka olursanız (bilin ki) onun koruyucusu ve yardımcısı Allah, Cibril ve mü'minİerin iyileri­dir. Ayrıca melekler de ona arkadır. (Tahrim, 1-4)

Kocasının başka birisiyle evlenme teklifini kadının kıskanması:

Misvar b. Mahreme'den: "Ali, Ebu Cehil'in kızına evlenme teklifinde bulundu. Bunu Fatıma duydu ve Rasulullah'a gelerek: 'Kavmin senin kızla­rın için kızmadığını sanıyor. İşte Ali, Ebu Cehil'in kızını nikahlıyor, dedi. Bunun üzerine Rasulullah ayağa kalkarak şöyle konuştu: Şüphesiz ki Fatı­ma benden bir parçadır. Ona kötülüğün dokunmasını hoş karşılamam. (İkinci bir rivayette[554]': Ben onun dini konusunda fitneye düşmesinden kor­kuyorum. 'Ben helali haram, haramı helal kılacak değilim'). (Üçüncü bir ri­vayette [555]: 'Ona eziyet veren bana da eziyet verir, onu sıkan beni de sı­kar').[556]

Üçüncü rivayeti Buhari "Adamın kızını kıskanma ve adalete karşı ko­ruması" babında naklediyor... Kızının kıskançlığı sebebiyle dini konusunda fitneye düşmesinden korkuyorsa velisinin bunu gidermesi gerekir...[557]"Ben onun dini konusunda fitneye düşmesinden korkuyorum" sözü, yani, kıs­kançlığına sabretmeyerek kocasına kızgınlığı halinde dinine uygun olma­yan bir hareket yapabilir, demektir."[558]

Burada Rasulullah, Fatıma'yı mazur görerek kıskançlığını onaylamış ve Ali b. Ebi Talib'ten, ya Fatıma'yı boşamasını ya da Fatıma hakkında ada­letli olmasını istemiştir. [559]

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

[306]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/109.

[307] Müslim,7/134.

[308] Buhari, 11/240.

[309] Buhari, 8/136.

[310] Fethu'1-Bari, 8/141

[311] Buhari, 8/140. Müslim.7/14J.

[312] Silsiletü'l Ehadisiı's Sahiha: Hadis no: 216

[313] Buhari, 11 /85. Müslim.7/134

[314] Müslim,6/116

[315] Müslim,6/116

[316] Buhari, 11/238. M aslim,7/135

[317] Fethu'l-Bari, 12/329.

[318] Buhari, 12/228.

[319] Fethul-Bari, 12/330

[320] Buhari, 6/130.

[321] Buhari, 6/133, Müslim, 7/13 7

[322] Buhari, 3/499.

[323] Buhari, 9/210. Müslim, 7/137.

[324] Buhari, 1/25, Müslim,iy97

[325] Mecmu'uz Zevaid: 9/224

[326] Buhari, 11/239. Müslim,7/135

[327] Fethu'l-Bari, 11/239

[328] Buhari, 10/139. Müslim,4/185

[329] Buhari, 9/204

[330] Buhari, 9/204.

[331] Buhari, 9/210.

[332] Buhari, 9/209.

[333] Buharı, 10/139. Müslim, 4/185.

[334] Buhari, 8/87. Müslim, 7/141

[335] Süneni Ebi Davud, Hadis no: 2341.

[336] Fethu'l-Bari, 8/86-87.

[337] Müslim, 3/37.

[338] Müslim, 3/39

[339] Camiu's Sağir, Hadis no: 5231

[340] Camiu's Sağir, Hadis no: 3488

[341] Camiu's Sağir: Hadis no:330

[342] Buhari, 5/174, Müslim, 3/176

[343] Buhari, 16/129

Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/110-119.

[344] TefsiruT Menar: 4/373- 374

[345] Süneni İbn Mace, Hadis no: 1608

[346] Buhari, G/293. Müslim, 5/71

[347] Fethul-Bari, 6/298

[348] Buharı, 11/22, Müslim,6/55

[349] Camiu's Sağir: Hadis no: 745

[350] Buhari, 7/44

[351] Buhari, 7/44

Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/118-119.

[352] MüBİİm, 4/173

[353] a-Fethu1-Bari, 11/296

[354] b-Buhari, 10/149

[355] Buhari, 6/416

[356] Buhari, 6/344

[357] Buhari, 8/436. Müslim,8/112 Buhari, 8/436. Müslim,8/112

[358] Fethu'İ-Bari, 13/161

[359] Buhari, 13/216

[360] Buhari, 4/369. Müslim, 6/55

[361] Fethul-Bari, 11/193

[362] Buhari, 10/283. Müslim, 4/190

[363] Buharı, 4/166. Müslim, 4/36

[364] Buhari, 9/20.

[365] Buhari, 8/437. Müslim, 8/114.

Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/119-122.

[366] Buhari, 11/235. Müslim, 7/11.

[367] Buhari, 7/441. Müslim, 6/146.

[368] Buhari, 11/158.

Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/122-123.

[369] Camiu's Sağir: Hadis no: 3325

[370] S..neni EM Davud: Hadis no: 2147

Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/123-124.

[371] ı-B ;haıi, 10,149 '9 A.k

[372] Buhari, 3/410. Müslim, 3/45.

[373] Buhari, 11/229.

Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/124-125.

[374] Buhari, 11/235. Müslim, 7/11

[375] Müslim,7/12

[376] Buhari, 3/412, 12/6, Müslim,7/145

[377] Mecmuuz Zevaid: 5/170

Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/125-126.

[378]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/126.

[379] Tefsiru'l Menar: 4/374

[380] Müslim,4/178

[381] Buhari, 7/177, Müslim,4/178

[382]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/126-127.



[383] Buhari, 7/231.

[384]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/127-128.

[385] Müslim, 4/186. 192-Müslim, 4/187

[386] Fethul-Bari, 7/232.

[387] Buhari, 9/182 193a,b-Zadu'l Mead: 4/250

Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/128-130.

[388]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/130-131.

[389] a-Buhari, 11/256, Müslim,ll/176

[390] b-Fethu1-Bari, 11/256

[391] c-Süneni'n Nesai: Hadis no: 3026

[392] d-Buhari, 8/435, Müslim,4/157

[393] Müslim,4/159

[394] Mü3İim,4/180

[395] Buhari, 11/217, Müslim, 4/160

[396] Süneni't-Tirmİzi: Hadis no: 909

[397]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/131-133.

[398] Buhari, 11/217, Müslim, 6/56

[399] Süneni Ebi Davud: Hadis no: 2316

[400] Buhari: 17/59, Müslim, 4/212

[401] Müslim,7/40

[402] Müslim, 3/64

[403] Müslim, 8/28

[404]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/133-135.

[405] Buhari, l/24-Müslim,l/97

[406] Buhari, 6/274

[407] Buhari, 16/331. Müslim,7/110

[408] Fethu'I-Bari, 12/230

[409] Buhari, 4/186. MüsIim,4/99

[410] Müslim,4/99

[411] A.g.e.

[412] Fethu'l-Bari, 4/193

[413] Buhari, 13/97

[414] Pethul-Bari, 6/421

[415] Buhari. 16/349

[416] Buhari, 13/33. Müslim,8/38

[417] Buhari, 6/146. Müslim,3/79.

Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/135-137.

[418]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/137.

[419]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/137-138.

[420] Müslim,l/65.

[421] Camiu's Sağir, Hadis no: 3007

[422] Camiu's Sağir, Hadis no: 253

[423] Camiu's Sağir, Hadis no: 1708

[424] Bidayetul Müctehid: 1/172

[425] î'lamu'l Mevkin: 1/92

[426] Camiu's Sağır: Hadis no: 3294

[427] Buhari, 5/112

[428] Mecmu'uz Zevaid: 4/301

[429]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/138-141.

[430] Mecmu'uz Zevaid: 4/301

[431] Buhari, 12/450

[432] Buhari, 12/449.

[433] Buhan, 12/451. Mü«Hm,3/18.

[434] Buhari, 1/456. Mtlılim, 1/192

[435] 'Mecmu'uz Zevaid: 3/67.

[436] Mttslim, 4/40.

[437] Buhari, 12/416.

[438] Buhari, 8/313. Müslim, 4/201.

[439] Şeyh Nasır ed'Din el'Bani: Müslüman Kadının Örtürü Kitabı.

[440] Buhari, H/22. Müslim, 6/55.

[441] Süneni Ebi Davud: Hadis no: 1615.

[442] Mecmu'uz Zevaid: 3/220.

[443] Muhtasaru Muzni: 65.

[444] Buhari, 3/388. Müslim, 4/203.

[445] Buhari, 11/128. Müslim, 4/144.

[446] Süneni Ebi Davud, Hadis no: 3415.

[447] Fethu'l-Bari, 12/489

[448] Buhari, 3/412. Müslim,7/I45

[449]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/141-143.

[450] Buhari, 7/281. Müslim,7/183.

[451] Buhari, 12/391. Müslim,6/144

[452] Fethu'l-Bari, 12/391

[453] Buhari, 12/390

[454] Buhari, 12/490. Müslim,l/167

[455] Buhari, 12/490. Müslim,l/155

[456] Fethu'l-Bari, 12/490

[457] Süneni Ebi Davud, Hadis no: 3509

[458] Buhari, 12/483. Müslim,7/83

[459] Fethul-Bari, 12/483

[460] Süneni'n Nesai, Hadis no: 3680

[461] Buhari, 12/488

[462] Müslim, 4/12

[463] Buhari, 12/492. Müslim,4/ll.

[464] Fethu'l-Bari, 12/492.

[465] Müslim,7/48.

[466] Süneni Ebi Davud, Hadis no: 3572

[467] Buhari, 12/436

[468] Buhari, 12/440

[469] Buhari, 12/440

[470] Müslim, 1/153

[471] Fethu'l-Bari, 12/458

[472] Buhari, 12/494. Müslim,6/166

[473] Buhari, 12/497.

[474] Buhari, 7/335. Müslim, 6/168.

[475] Fethu'l-Bari, 12/497

[476] Fethu'l-Bari, 12/500

[477] Müslim,7/47

[478] Müslim Şerhi Nevevi: 15/9

Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/143-148.

[479] Buhari, 9/257. Müslim,4/156

[480] Süneni Ebi Davud, Hadis no: 1896

[481] Buhari, 5/51. Müslim, 3/135

[482] Fethu'l-Bari, 5/51

[483] Müslim, 1/169

[484] Buhari, 1/419. Müslim, 1/166

[485] Buhari, 11/204. Müslim, 3/91

[486] Buhari, 11/205. Müslim, 4/157

[487] MüsIim,4/157

[488] Süneni't-Tinnizi, Hadis no: 927

[489] Camiu's Sağir, Hadis no: 547

[490] Süneni Ebi Davud, Hadis no: 2147

[491] Buhari, 5/112

[492] Buhari, 6/121.

[493] Buhari, 10/472.

[494] Buhari, 11/217. Müslim, 4/160.

[495] Fethu'l-Bari, 11/220.

[496] Müslîm. 4/129,130.

[497] A.g.e.

[498] Fethu'l-Bari, 11/206.

[499]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/148-152.

[500] Müslim, 3/86.

[501] Buhari, 11/136. Müslim, 4/155.

[502] Müslim, 1/171.

[503] Buhari, 1/408. Müslim, 1/170.

[504] Buhari, 1/409.

[505] Buhari, 1/408. Müslim,1/170

[506] Şeyh Nasuri'd Din ElBani: Zifaf Adabı: 39.

[507] Şeyh Nasuri'd Din El Bani: Zifaf Adabı: 40.

[508] Müslim, 4/157.

[509] Şeyh Nasuri'd Din El'Bani, Zifaf Adabı: 63.

[510]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/152-154.

[511] Buhari, 1/376.

[512] Buhari, 1/383. MüsUm,l/175.

[513] MÜslim,l/176.

[514] Buhari, 1/389. Müslim, 1/176.

[515] Buhari, 1/380. Müslim,l/176,177.

[516] Süneni Ebi Davud, Hadis no: 3391.

[517] Fethu'l-Bari, 1/378.

[518] Şeyh Nasuri'd Din El'Bani, Zifaf Adabı: 34, 35.

[519] Şeyh Nasuri'd Din El'Bani, Zifaf Adabı: 35, 36.

Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/154-155.

[520] Buhari, 11/441.

[521] Buhari, 13/143. MüsHm,7/135.

[522] Buhari, 3/92. Müslim, 3/22.

[523] Buhari, U/222. Müslim,7/138.

[524] Fethul-Bari, U/223.

[525] Silsiletü'l Ehadisi's Sahiha, Hadis no: 131.

[526] Buhari, 3/98.

[527] Buhari, 3/128.

[528] Buhari, 3/92. Müslim, 3/22.

[529] Fethu'l-Bari, 3/94, 95.

[530] Buhari, 11/164, Müslim, 7/139.

[531] Fethu'l-Bari, 11/185,186.

[532]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/155-158.

[533] Süneni Ebi Davud, Hadis no: 2316.

[534] Fethu'l-Bari, 11/231, 232.

[535]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/158-159.

[536] Buhari, 17/171

[537] Buhari, 11/232. Müslim, 4/211.

[538] Müslim, 3/64.

[539] Müsliın,7/40.

[540] Buhari, 3/34.

[541] Buhari, 8/42.

[542] Buhari, 8/41. Müslim,7/114.

[543] Pethu'I-Bari, 11/238

[544] Buhari, 11/234. Müslim,7/ll.

[545] Pethul-Baıi, 11/236.

[546] Müslim, 7/12.

[547] Müslim, 3/37.

[548] Buhari, fi/13ö.

[549] Buhari, 8/140. Müslim,7/134.

[550] Buhari, 11/237.

[551] Buhari, 11/296.

[552] Buharı, 10/282.

[553] Buhari, 11/293. Müslim, 4/184.

[554] Buhari, 7/22.

[555] Buhari, 11/240

[556] Buhari, 8/87. Müslim,7/142.

[557] Fethu'l-Bari, 11/243.

[558] Fethu'l-Bari, 11/242.

[559]Abdülhalim Ebu Şakka, Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Denge Yayınları: 4/159-164.
Şatibi
Mesaj Panosu Yöneticisi
Mesaj Panosu Yöneticisi
 
Mesajlar: 2549
Kayıt: Pzt Şub 15, 2010 6:41 pm

Dön İslamda Evlilik Hayatı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir